En Yeniler
Yükleniyor...
ilginç bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilginç bilgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uyurken beynimizde oluşan imgeler hep ilgi çekmiş, bilimsel veya bilim dışı pek çok olguyla ilişkilendirilmiştir. İşte meraklısı için rüyalar hakkında 15 bilimsel gerçek..

Bilim adamlarının yaptıkları araştırmalar sonucu bazıları rüyaların saniyeler içersinde sona erdiğini bazılarıda saatlerce devam ettiğini söylemiştir. Dr. B. Klein isimli bir Amerikalı bilim adamı tartışmaların gölgesinden araştırmalarına devam etti. Araştırmasına gönüllü olarak katılan deneklerini hipnoz ederek uyuttu ve bir süre sonra uyandırıp gördükleri rüyayı ya da rüyaları anlatmalarını istedi. Sonuç olarak insanların anlattıkları rüyalara göre rüya süresinin 20 saniyeyi geçmediğini tespit etmiştir.
  • Araştırmanın ilginç tarafı uyandırdığı deneklerinin 3 ila 5 saniye süren rüyalarını saatlerce anlatabileceklerini görmüştür. 
Rüyalarımızın %90'ını unuturuz:
Uyandıktan sonraki 5 dakika içinde gece gördüğümüz rüyaların %50'sini unutuyoruz. 10 dakika içindeyse %90'ını!

Kadınlar ve erkekler farklı şekillerde rüya görür:
Erkekler daha çok erkekler hakkında rüya görür. Yani bir erkeğin rüyasında gördüğü kişilerin %70'ini erkekler oluşturur. Kadınlarda ise bu oran eşittir. Erkekler daha agresif rüyalar görürken kadınların rüyaları daha sakindir.

Bir gecede maksimum 7 rüya görebilirsiniz:
Ortalama bir gecede göreceğiniz rüya sayısı 4 ile 7 arasında değişir. Ve her gece bir veya iki saat arası süreyle rüya görürüz.

Horluyorsanız rüya görmezsiniz:
Bilimsel olarak kanıtlanamasa da, yapılan araştırmalarda horlayan insanların daha az sayıda, daha kısa ve genellikle unutulan rüyalar gördüğü sonucuna varmış.
  • Özellikle görme yeteneği ile doğup sonradan bu yeteneği kaybedenler aynı görebilen insanlar gibi rüya görür. Ancak doğuştan görme engelli olanlar imaj içeren rüyalar göremezler. Onların rüyaları ses, koku ve his üzerine kuruludur ve en az görenlerinki kadar çarpıcıdır.
  • Rüya görmediğini düşünen insanlar, aslında rüyalarını çok çabuk unutanlardır.

Hayvanlar da rüya görür:
Bir çok hayvan üzerinde yapılan araştırmalar, hayvanların da insanlar gibi uykularında rüya gördüklerini ortaya koymuştur. Bir köpeği uyurken izlerseniz, birini takip eder gibi ayaklarını ve ya patilerini oynattığını görebilirsiniz.

Rüyalar semboliktir:
Bir konu üzerine gördüğünüz rüya tam olarakta o konu hakkında değildir. Rüyaların derin sembolik bir dili vardır. Uyku halindeki bilinçsiz akıl rüyanızı daha bilindik hale çevirmeye çalışır. Aklımız rüyadaki nesneleri daha bilindik sembollerle anlatmaya veya çözmeye çalışır.

Herkes rüyalarını renkli görmez:
Gözleri gören insanların yüzde 12'si rüyalarını siyah-beyaz görür, geri kalanlarsa renkli. 1915 ile 1950 yılları arasında yapılan araştırmalara göre rüyaların büyük çoğunluğu siyah-beyaz görülüyordu. Fakat sonuçlar 1960'lı yıllardan itibaren değişmeye başladı. Günümüzde 25 yaşın altındaki insanların sadece yüzde 4.4'ü rüyalarını siyah beyaz görüyor. Son araştırmalar bu değişikliğin nedenini siyah-beyaz film ve televizyondan renkli görüntülere geçmemize bağlıyor.

Duygular:
Rüyalarda en çok hissedilen duygu endişedir. Negatif duygular pozitif duygulardan daha sık görülür.

Uyku felci:
Derin uykuya geçtiğimizde beynimizdeki bir sistem harekete geçer ve vücudumuzun hareket etmesini engeller. Bunu rüyalardaki hareketlerimizin fiziksel olarak gerçekleşmesini engellemek için vücudumuzun bir savunma mekanizması olarak düşünebiliriz. Vücudumuzdan salgılanan hormonlar bizi uykuya sevk eder ve sinirlerimiz omuriliğimize sinyal göndererek vücudumuzun rahatlamasını ve sonrasında bir nevi paralize olmasını sağlar.

Gelecekten haber veren rüyalar:
Yapılan araştırmalar insanların yüzde 18 ila yüzde 38'nin rüyalarında 'geleceğe ilişkin' veriler taşıyan imgeler gördüğünü, yüzde 70'ininse ‘'déja vu'’ yaşadığını gösteriyor. Rüyalarda geleceğin görülebileceğine inanan insanların oranıysa araştırmaya bağlı olarak yüzde 63 ile yüzde 98 arasında değişiyor.

Rüyanın gerçek hayatla birleşmesi:
Zihnimiz, bedenimizin o sırada gerçekten duyduğu ya da hissettiği şeyleri rüyalarımızla birleştirebilir. Örneğin rüyamızda kendimizi bir konserde müzik dinlerken görüyoruzdur, ancak o sırada radyoda bir müzik çalıyor olabilir.

Rüyada orgazm olabilirsiniz:
Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki fiziksel olarak hiç bir aktiviteniz olmasa bile rüyanızda gerçek yaşamda olduğu gibi orgazm olabilirsiniz.
Genellikle yağmur yağmadan önce hava kararır bulutlar oldukça sık ve siyah bir görünüme bürünürler. Bunun sebebi yağmur bulutlarının kalın ve ağır olmasıdır. Bulutlar çok küçük buz kristallerinden ya da su damlalarından oluşur. Bildiğimiz gibi ısınan hava yükselir ve eğer soğuk havayla karşılaşırsa yükselen havadaki su buharı yoğunlaşarak bulutları oluşturur. Eğer koşullar elverişliyse yoğunlaşan hava kütleleri üst üste biner.

Bulutlardaki küçük su damlaları veya buz kristalleri, havada bulunan ve sadece mavi ışığı yansıtan daha küçük moleküllerle karşılaştırıldığında, ışığın bütün renklerini yansıtabilecek büyüklüktedir. Sonuçta bütün renkler yansıtıldığı için bulutları beyaz görürüz.
kara bulutBir bulut ince olduğunda, ışığın büyük bölümünü geçirir ve beyaz görünür. Fakat kalınlığı arttıkça gitgide daha az ışığı geçirmeye başlar. Sonuçta bulutun en aşağıda kalan kısmı, bütün renkleri yansıtmaya devam ettiği halde, koyu görünür. Biz de bulutun rengini gri olarak algılarız. Eğer dikkatle bakarsanız taban kısmı düz olan bir bulutun bu kısmının kenarlarından daha gir olduğunu fark edebilirsiniz....
Ölümün kıyısından dönen bazı kişilerin aktardığı sıradışı zihinsel deneyimlerin sırrı, kanın kimyasında gizli olabilir.

Slovenyalı bir grup araştırmacının kalp  krizi geçirip ölümden dönen hastalar üzerinde yaptığı bir çalışma, tıp ve psikoloji  literatüründe “ölüm eşiği deneyimi” olarak adlandırılan “yaşamın film gibi akması”, “büyük mutluluk hissi” “yüce kişilerle konuşma” gibi zihinsel deneyimlerinin, kandaki yüksek karbondioksit düzeylerinden kaynaklanabileceğini gösterdi.
 
Bir tanıma göre bunlar, ölüme çok yaklaşan ya da yoğun fiziksel ve duygusal tehlike durumlarında yaşanan ve gerçekliğin ötesine geçme ya da mistik karşılaşmalar gibi motifler içeren deneyimler. Bunlarda hızlanmış düşünce  süreçleri, “yaşamın sinema şeridi gibi akması” gibi bilişsel; huzur ve sevinç gibi duygusal; ya da mistik varlıklarla ya da ölmüş kişilerle karşılaşmalar gibisinden gerçeklik ötesi bileşenler olabiliyor.

Ölüm eşiği deneyimlerinin mekanizmalarıyla ilgili çeşitli teoriler öne sürülmüş bulunsa da bunların hiçbiri bu olguyu tam olarak açıklayabilmiş değil.

Fizyolojik teoriler, ölüm eşiği deneyimlerini ölüm sürecine eşlik eden fizyolojik süreçlerin bir parçası olarak görüyor. Bu açıklamaya göre bu deneyimler, oksijensiz kalma, kanda karbondioksit artışı, endorfin, serotonin, ketamin düzeyleri, beynin şakak lobunun ya da duygularla ilişkili limbik sistemin anormal çalışması gibi faktörlerce tetikleniyor.

ölüm anında görülen düslerPsikolojik  teoriler, ölüm eşiği deneyimlerini olaylar arasında bağların kopması, kişilikten soyutlanma, doğum anılarının canlanması ile açıklamaya çalışıyor.

Gerçeklik ötesi teoriler ise bu deneyimleri ölümden sonra yaşamın ve bedenden ayrı bir varlık olarak ruhun kanıtları olarak görüyor.


Araştırmacılar kalp krizi geçiren hastalarla görüştüklerinde cinsiyet, yaş, eğitim  düzeyi, dini inançları, ve kalp krizi öncesinde ve sonrasında ölümden duydukları korkunun derecesi gibi verileri, hastane dosyalarından da aldıkları ilaçlar, yaşama döndürülüş süreleri, kan değerleri vb. detayları toplamışlar.

Veriler üzerinde yapılan çalışma, 52 hastadan 11’inin, yani yaklaşık beşte birinin ölüm eşiği deneyimi yaşadığını ortaya koymuş.

Araştırmacıların vardığı sonuç, yaş, cinsiyet, inanç, eğitim, ölüm korkusu vb etkilerden bağımsız olarak kriz öncesi ve sırasında kandaki karbondioksit gazı düzeyinin yüksekliğinin başat rol oynadığı. Kan serumundaki potasyum düzeyinin görece düşüklüğünün de kısmi bir etkisi gözlenmiş. Ayrıca bu deneyimleri daha önce de yaşamış kişilerin aynı deneyimlere yatkınlığı da bir başka bulgu.

Araştırmacılara göre sonuçlar, karbondioksitin beyindeki asit-baz dengesini bozması ve bozulan dengenin parlak ışınlar, hayaller, vücut dışına çıkma hatta gerçeğin ötesine geçme duyguları gibi deneyimleri tetiklemesiyle açıklanabiliyor.
Kuşları Koruyan Örümcek Ağlı Cam!


gökdelenCam kaplamalı otellerin ve yüksek binaların kuşlar için ölümcül birer tuzağa dönüşebileceğini hiç düşündünüz mü? Kuşlar camları ve pencereleri sert bir madde olarak algılayamayıp onlara çarpabiliyor.
Günümüzde kuşların camlara çarparak yaralanması ya da ölmesi sıkça görülür hale geldi, ama artık bunun önüne geçilebilecek.

Örümcek ağları içeren özel tabakalı bir cam türü olan Ornilux ilk kez İngiltere’de kullanılmaya başlandı. Bu sayede kuşların camlara çarpıp zarar görmesinin önüne geçilebileceği belirtiliyor. Cam kaplamalı binalara çarpan kuşların çoğu özellikle göç mevsimi sırasında zarar görüyor. Nesli tükenmekte olan kuşlar da bu camlar yüzünden tehlike altında.
 Meşe ağaçları elli yaşına gelmeden meşe palamudu üretemezler.

 Mexico City her sene 25 cm kadar batıyor.

cat 



Mickey Mouse’dan önce en meşhur çizgi film kahramanı Felix The Cat’di.








Monako’nun ulusal orkestrası ordusundan daha geniş bir kadroya sahiptir.

Mumyaların ayak parmakları tek tek sarılarak mumyalanmıştır.

 New York bir zamanlar Amsterdam`dı.

 18 Şubat 1979 yılında sahra çölüne kar yağmıştı.

 ABD’de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin üçte biri ya hapiste ya da gözaltında tutulmaktadır.

Açık bir gecede, çıplak gözle iki bin ayrı yıldızı görmek mümkündür.

 Amerika’da her saat 40 kişi kanserden hayatini kaybediyor.

 Amerika’da satışa sunulan ilk cd, Bruce springsteen`in “Born in Theusa” albümüdür.

 Amerikan hava yolları, uçuşlarda yolculara sunduğu kahvaltılarda her tepsiden bir zeytini kaldırarak 1987 yılında 40 bin dolar kar etmiştir.

aslan resimleri 


Aslanlar bir günde 50 kez sevişebilirler.







 Atların insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.

 Avustralya’daki tuvaletlerin sifon suları saat yönünde akar.

 Başkan John F. Kenndy, yirmi dakikada dört gazete okuyabilirdi.

 Baykuş mavi rengi görebilen tek kustur

 Beethoven beste yapmadan önce kafasını soğuk suya sokardı.

einstein 




Albert Einstein dokuz yaşına kadar düzgün konuşamamıştı.







Bir cam kırıldığında, ufalanan parçalar saatte üç bin millik bir hızla etrafa saçılır.

 Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.

 Bir Erkek Hayatının Ortalama 3350 Saatini Tıraş Olmak İçin Harcar.

 Newton, yer çekimi kanununu fark ettiği zaman 23 yaşındaydı.

 Norveç’in kuzeyinde, her yaz 14 hafta gece gündüz güneşli geçer.

 Ortalama bir buzdağının ağırlığı 20 milyon ton.

 Ortalama bir erkek, hayatinin 3350 saatini tıraş olmak için harcar.

 Ortalama bir insan hayati boyunca iki yılını telefonda konuşarak harcıyor.

 Ortalama bir pire, kendi büyüklüğünün 150 katı yüksekliğe zıplayabiliyor. Bu oranı tutturmak için bir insanin 
yaklaşık 30 metre zıplaması gerekli.


big mac hamburger


Bir Big Mac hamburgerin ekmeğinde ortalama 178 adet susam bulunuyor.






Ortalama olarak, Amerika’da günde üç adet cinsiyet değiştirme operasyonu gerçekleşmektedir.

 Ödemeli telefon konuşmalarının çoğu babalar gününde ediliyor.

 Peru’da hiç umumi tuvalet yoktur.

 Rodin’in unlu ‘Düşünen Adam’ heykeli aslında İtalyan şair Dante’nin portresidir.

 Rusya’nın dörtte biri ormanlarla kaplıdır.
Psikologlar el ve beyin lateralizasyon çalışmalarına önemli derecede yatırım yaptılar. Ne yazık ki, bu çaba kanıtlanmış sonuçlarla başarısız oldu. Sol elini kullanan kişilerin daha zeki olduklarına dair bugüne değin pek çok şey yazılıp çizildi.

Sol Elini Kullananlar Daha mı Zeki?

Bilim dünyasındaki tartışmalarda konuyla ilgili iki güçlü varsayımdan ilki "bilişsel kalabalık kuramı". Biliyoruz ki beynin sağ yarım küresi ritim, hayal kurma, renkler, boyut, hacim, müzikdil ve sözel becerilerde baskınken, sol yarım küresi daha çok konuşma, matematiksel işlemler, diziler, sayılar ve uzamsal (mekânsal) becerilerde söz sahibi. Sol el hareketlerini beynin sağ küresinin, sağ el hareketlerini ise sol küresinin yönettiğini düşünecek olursak bilişsel kalabalık kuramı solakların uzamsal ve matematiksel becerilerde daha düşük performans göstermelerini öngörüyor. Çünkü bu yetenekleri kontrol eden sağ yarım küre aynı zamanda sol el hareketlerinin de yönetildiği merkez. Yani etkinliği ikiye bölünmüş oluyor. Oysa sağ elini kullananların el hareketlerini sol yarım küre yönetiyor ve sağ yarım kürenin özelleştiği matematiksel yeteneklerde daha başarılı oluyorlar.

İkinci varsayımsa her iki elini de kullanabilenlerin matematiksel becerilerinin daha yüksek olduğunu, çünkü matematiğin sol (dilsel) ve sağ (mekânsal) yarım küreler arasındaki etkileşimi gerektirdiğini söylüyor. Her iki eli kullanabilme becerisininse genelde solaklarda olduğuna dikkat çekerek, solakların matematiksel becerilerinin daha güçlü olduğunu savunuyor. Araştırmaların çoğu ikinci kuramı, yani solakların matematiksel becerilerde daha başarılı olduklarını desteklemekte. Ancak yine de konu hakkında ortaya atılan her bulgu daha fazla araştırmaya gereksinim duyulduğunu vurgulamaya devam ediyor.

Kaynak: Biltek Tubitak



pompei
Pompei İtalya’da bulunan Napoli şehrine 25-30 km uzaklıktaki bir şehirdir. Şehrin M.Ö 5000 yıllarında kurulduğu tahmin edilmektedir. Bu şehirde Vezüv yanardağı bulunmaktadır. Vezüv Yanardağı, İtalya'nın, özellikle de Napoli kentinin sembolüdür. Vezüv'ün batı yamacında Napoli, doğu yamacında ise Pompei kenti yer alır. Yaklaşık 2000 yıldır sessizliğini sürdüren Vezüv Yanardağı'nda geçmişte yaşanan bir lav ve kül felaketi, bu kentin insanlarını ani bir biçimde yakalamıştı. Felaket öylesine ani olmuştu ki, herşey 2000 yıl öncesinde olduğu gibi kaldı. Sanki zaman dondurulmuştu. "İbret Dağı" olarak adlandırılan Vezüv'ün bu şekilde tanımlanması boşuna değildir.


pompei vesuvePompei şehri M.Ö 79 yılında ve o zaman dilimlerinde zengin, denize yakın, Capri adasına çok yakın ve cennet gibi bir yerdi. Ticaretin üst düzey olduğu bir kentti Pompei. Bu şehirde italyanın elit kesimi, aydın kişileri ve çok çok zenginler yaşıyordu. Şehir ayrıca eğlencenin başkenti ve kumar merkeziydi. Bu şehirde köleler başka köleler tarafından öldürülüyor, geceleri dövüşler düzenleniyordu, tıpkı spartacus dizisi gibi… Vahşetin ve insanlık dışı her şeyin yaşandığı bir şehirdi. Şehirde adım başı fuhuş evleri boy gösteriyordu.
Pompei şehri M.Ö 79 yılında Vezüv yanardağının harekete geçmesiyle yok oldu. Yanardağ o kadar şiddetliydi ki şehri 6-8 metre derine kadar lavlarla gömdü, şehir yok oldu, insanlar ve etrafta ne varsa taş kesildi. Bu bulgular 18. yüzyılın başlarında bir İtalyan köylüsünün tarlada çalışırken kazmayı vurduğu yerde rastladığı duvarın izi sürülerek bulundu. M.Ö 79 yılında bir yaz ayında 1-2 gün yanardağın olağanüstü lav püskürtmesiyle 200.000 kişi hayatını kaybetti.

pompei felaketiPatlamalar, lavlar öyle şiddetliydi ki çoğu insan olduğu yerden kığırdayamadı bile. Etnograf Prof. Dr. Carlo Giardano Pompei’de olanları şöyle aktarıyor: ‘O gün öğle vakti volkanın ağazından ani olarak yükselen bir kül bulutu birkaç saat içerisinde bütün Pompei’yi kaplayıvermişti. Böylece şehir çok uzun bir sessizlik uykusuna girdi. Şehrin uykusu, taşları, eşyaları ve sanat eserlerini yeniden hayata kavuşturan kazılara kadar yüzyıllar boyu sürdü. Burada yaşayan binlerce insanın tehlikenin bu kadar yakınında oldukları halde gafil avlanmış olmaları o tarihlerde Vezüv’ün bambaşka bir manzara altında olmasından ileri gelmiştir. Yamaçları meşhur politikacıların villalarıyla süslü olan Vezüv, bağlar, bahçelerle çevrili ağaçlık bir yerdi.

taş kesilen insanlar resimleriNapoli körfezine, Capri adasına baktığı için devamlı deniz kokulu esintiler altındaydı. Tepesindeki kalkerleşmiş taşlardan başka eski zamanların dramlarını hatırlatan herhangi bir hali yoktu. Oysa daha önceleri Vezüv’de yine bir püskürme olmuştu. Fakat o tarihlerde yeryüzünde hiçbir insan yaşamıyordu. Bu püskürmeyi çok sonra Yunan çoğrafyacısı Strabon, kraterleri incelemek suretiyle keşfetmişti. Ancak bundan bahsetmemeyi uygun bulmuştu. Hoş, söyleseydi de ona kimse inanmazdı. Çünkü insanların gözü para ve zevkten başka bir şey görmüyordu. Şu var ki M.Ö. 62’de meydana gelen ve şehri hemen tamamıyla yıkan bir zelzele dahi bu felaketin habercisi sayılabilirdi. Zelzeleler de o kadar sık oluyordu ki artık Pompei halkı bunlara alışmış, önemsememeye başlamıştı.’

19. yüzyılın ortalarında İtalyan bilim adamı Giuseppe Fiovelli taşlaşan şehrin arasında bir boşluğa denk gelince oradan kalıplar çıkardı ve gözlerine inanamadı, her şey taşlaşmıştı, insan suretleri bile… Bunları bilimsel yöntemler ile çıkartmayı başaran Giuseppe Fiovelli insan vücutları, çeşitli hayvanlar, atlar, köpekler, çocuğuna sarılmış anneler bulmuştu. Bu bulgular hala Napoli müzesinde sergilenmektedir.
taş kesilen insan resimleri
Bilimsel yönlerin dışında müslümanlar Pompei’de yaşananları, onların kumar, fuhuş, insan kavgasıve her türlü ahlaksızlıklarının cezası olduğunu taşlaşma olayının da insanlara ibret olması gerektiğini düşünüyorlar ve normalde lav püskürmesiyle insanların tamamen yok olacağı, taşlaşamayacağı da öne sürdükleri en önemli gerekçe. Günümüzde de taşlaşma olayı hakkında çeşitli görüşler var ama bilimsel olarak ispat edilmiş herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.


Günümüzde bir çok insanda farklı şekilde fobisi bulunmaktadır.Gerçekten bazen çekilmez olan bu fobiler insan hayatını olumsuz yönde etkiler. Günlük yaşamda genelde kapalı alan fobisi, yükseklik korkusu,karanlık korkusu,köpek kedi korkusu vs. gibi fobileri biliyoruz. Ama görünen o ki fobiler oldukça geniş bir konu, evet çok uzatmadan fobi çeşitlerine gelelim.

Fobi Çelitleri - Fobi Türleri

fobi çeşitleri

Ablütofobi: Ablütofobi, (Yunanca ebliUt, yani ‘yıkanmak’ anlamına gelir) banyo yapma, yıkanma ve temizlik üzerine direşken, anormal ve nedensiz bir korkudur. Bu fobi, duruma bağlı fobilerdendir. Erkeklerden çok çocuklar ve kadınlarda, özellikle de aşırı duygusal insanlarda görülür. Semptom ve tedavisi diğer fobilerdeki gibidir.

Aerofobi: Uçmak, hava yutmaktan korkmaktır. Bu fobiden muzdarip olanlar uçmanın korkularıyla bağlantılı olarak aşırı bir tehdit oluşturmadığının bilincindedirler. Yunanca ‘aero’ yani hava ya da gaz anlamına gelen kelimeden türemiştir.

Ambulofobi: Ambulofobi, yürüme ya da ayakta durma korkusudur. Bu fobiden şikayet edenlerde ciddi bir sıkıntı yaşanır ancak tedavisi mevcuttur.

Anablefobi: Anablefobi, kişinin yukarıya bakmaktan korkmasıdır. Bu illâ ki gökyüzü olmak durumunda değildir. Tavana bakmak da bu fobiyi yaşayanlar için problem oluşturabilir.

Anemofobi: Anemofobi; rüzgâr, fırtına ve şiddetli hava akımıyla karşılaşmaktan korkmak anlamına gelen anormal korkudur.

Anthrofobi: Anthrofobi çiçek korkusudur. Bu korku yüzünden nefessizlik, baş dönmesi, aşırı terleme, mide bulantısı, ağız kuruluğu, titreme, kalp çarpıntısı, konuşma ya da düzgün düşünebilmede problem, çıldırma ya da kontrolünü kaybetme korkusu gibi sorunlar yaşanabilir.

Arakibutirofobi: Fıstık ezmesi yerken damağına yapışmasından korkma. İlginç fobinin kurbanları, fıstık ezmesi yenilen durumlardan kaçınmaya çalışır.
8. Aritmofobi: Adından kolaylıkla anlaşılabileceği üzere bu fobiye yakalanan insanlar sayılardan korkar. Aritmofobi kurbanı yetişkinler bu korkunun mantıksız olduğunu bilir ancak yüzleşmek hatta yüzleşmeyi düşünmekten dahi korkarlar.

Aulofobi: Flütlere karşı aşırı korku besleme. Bu korku yüzünden nefes alma zorluğu, hızlı kalp atışları gibi problemler yaşanabilir.

flüt

Aurofobi: Kuzey ışıklarından nedensiz olarak korkma.

Barofobi: Yer çekiminden korkma. Barofobik kimse yer çekiminin gücü ya da tutarlılığı konusunda çarpık bir bakıç açısına sahip olabilir. Bu fobiyle başa çıkmaya çalışan bireyler aşırı artış gösterince yer çekiminin gücüyle çarpılacaklarından korkar. Dengenin diğer yanındaysa yer çekimin işe yaramayacağından ve havada süzülüp gideceklerinden korkan bireyler vardır. Barofobi Yunanca ağırlık anlamına gelen ‘baros’ kelimesinden türemiştir.

Basofobi:Yürüme korkusu. Yer sizi çağırır, gitmek istediğiniz yerleri aklınıza getirir ancak basofobiniz sizi bunu yapmaktan alıkoyar. Bir adım atarsınız ancak yürümekten korkarsınız. Bedeninizi hareket ettirmenin sizi ölümcül bir felâkete sürükleyeceğine inanırsınız. Güvenli yerden ayrıldığınızda başınıza gelebileceklerden korkarsınız. O yüzden bazen seyahat etmenin en güvenli yolunu koşmak olarak görürsünüz.
Batofobi: Yüksek binaların yanında geçme ve derinlik korkusu. Kentlerdeki yüksek binalara çoğunlukla el-yapımı ya da yapay kanyonlar denilir ve yükseklikleri sebebiyle pek çok insan bu binalar karşısında baş dönmesi ya da his yanılgısı yaşar.
Bibliofobi: Yunanca kitap anlamına gelen biblion kelimesinden türeyen bibliofobi, kitap korkusudur. Bibliofobikler ders kitapları, tarihi kitaplar ya da çocuk kitapları gibi spesifik bir alandan korkarlar. Yani bütün kitaplardan korkmazlar. Mitosfobi (efsane korkusu) ya da metrofobi (şiir korkusu), bibliofobinin alt kolları olarak görülebilir. Bibliofobikseniz okumaya teşvik edildiğiniz ya da zorlandığınızda güçlük çekebilir, okurken titreyebilir, yerleyebilir ya da ağlayabilirsiniz.
fobiler
Blennofobi: Blennofobi, yapışkan vücut sıvılarından (sümük, balgam gibi) korkmaktır. Bu korku yüzünden insan kendini bu sıvılardan koruyacak ürünler kullanmaya çalışabilir. Ayrıca blennofobikler temizlik yaparken de ciddi sorunlar yaşayabilirler.

Bogifobi: Bu fobi, diğerlerine göre daha anlaşılabilir noktadadır çünkü bogifobikler peri, cin, hayalet ve hortlaklardan korkarlar.

Katisofobi: Oturma korkusu. Bu kimselerde bir de yürüme fobisi varsa hayat çekilmez bir hâl alabilir.
Katoptrofobi: Katoptrofobi, ayna kkorkusudur. Katoptrofobikler, korkularının yersiz olduğunu bilseler de endişe yaşarlar. Korkuları çoğunlukla batıl inançlardan kaynaklandığı için bir ayna kırmalarının onlara kötü şans getireceğine ya da aynaya bakmanın onları aynanın öbür tarafındaki doğa üstü dünyayla iletişime sokacağından korkarlar.
Kaetofobi: Saç korkusu. Bazı insanlar saçlarının kirli olduğunu düşünerek ondan korkarlar. Fobilerinin asıl kaynağı mikrop korkusu olabilir. Saçları belli bakterileri taşıyor olabileceğinden saçlarından iğrenmeye başlarlar. Kaetofobikler kıyafetleri üzerinde kalan ya da tarak üzerindeki saçlardan hoşlanmazlar. Saçın olduğu yerlerden uzak durmaya çalışırlar. Bu yüzden çoğunlukla kuaföre gitmezler.
Kionofobi: Kar korkusu. Çoğu insana göre kardan korkmak olanaksız gibi görünse de bu sahiden var olan bir fobi. Bu fobinin kaynağı, çocuklukta bile aranabilir. Buzlu yolda bir trafik kazası geçirmeniz bile böyle bir korkuya kaynak oluşturabilir.

kar korkusu

Kromatofobi: Bu korkuyu yaşayan insanlar bazı renklerden korkar veya çekinirler. Bu renkleri gördüklerinde kriz geçirebilirler.

Kronofobi: Zaman korkusu. Zamanın geçmesinden ya da daha genel olarak zamanın kendisinden korkabilirler. Yunanca zaman anlamına gelen ‘chronos’ kökünden türemiştir.

Sibofobi: Yemek korkusu. Bu korku zaman içerisinde bir takıntıya da dönüşebilir. Bu fobiyi yaşayan kimseler çoğunlukla anoreksik zannedilir. Aradaki temel fark, anoreksiklerin yemeğin vücutları üzerindeki etkisinden korkması, sibofobiklerinse yemeğin kendisinden korkmasıdır. Bazıları her iki sorunu da yaşar.
Klinofobi: Uyuma korkusu. Klinofobikler yatağa girmenin hayatlarını ya da sağlıklarını etkileyemeyeceğini bildikleri hâlde endişe duyarlar. Ancak kâbus görmek ya da yataklarını ıslatmaktan fazlasıyla korktukklarından çoğunlukla uyanık kalır ve insomi yaşarlar. Ve insomi sağlıkları için ciddi bir problem oluşturabilir. Klinofobi, Yunanca uyku sırasında olduğu gibi bükülmek anlamına gelen ‘klinein’ kelimesinden türemiştir.
Cnidofobi: İp korkusu. Bu korkuyu yaşayanlar iplerden, ağlardan ve benzeri şeylerden hayatlarını tehlikeye atacaklarını düşünerek korkar.
Deciofobi: Karar verme korkusu. Bu çok da sıra dışı bir korku değildir. Korkuya sahip olan kimseler, verdikleri kararların sonuçlarından çekinerek karar vermek istemezler.
Dendrofobi: Ağaçlardan korkma. Sıklıkla görülen bir fobidir ancak bu fobinin en karmaşık tarafı, dendrofobiklerin fikirlerini alay edilmek korkusuyla başkalarına anlatamamalarıdır. Bu kişiler ormanlardan da korkar.
Dekstrofobi: Vücudun sağ tarafında olan nesnelerden korkma. Dekstrofobi çoğunlukla geçmişten gelen yoğun, olumsuz bir tecrübeden kaynaklanır. Ancak zihniniz de herhangi bir temeli olmadan bu korkuyu oluşturabilir. Amaç, kaynak noktaya inip olumsuz düşünceleri olumlularıyla değiştirmektir.

Didaskaleinofobi: Okul korkusu. Didaskaleinofobi, çocuklukta endişe bozukluğunun bir göstergesidir. Aynı zamanda ayrılma endişesi olarak da bilinir ve ebeveynlerden, güvenilen biri ya da bir yerden ayrılma korkusuyla bağdaştırılır. Bu fobiyi yaşayan çocuklar, okuldan ölesiye korkar ve gitmemek için çeşitli taktikler bulurlar.

Ezoptrofobi: Ayna korkusu.
Eleuterofobi: Özgürlük korkusu. Kendinizi kapana kısılmış gibi hissediyorsunuz ve bu hoşunuza gidiyor. Tamamen bir yere bağlı güvende olmak varken kim endişeleriyle etrafta koşturmayı ister ki? İşte bu fobiye yakalanan insanlar tam da bunu hisseder ve özgürlüğün onlara fazla seçenek, yapılacak fazla iş, yaşayacak daha büyük bir hayat verdiğini düşünerek korkarlar.
Eosofobi: Gün ışığından korkma. Bu korkuya bir anlamda vampir korkusu da denilebilir çünkü şafak söktüğü an bu insanların korkuları başlar.
güneş manzaraları
Epistemefobi: Yunanca bilgi anlamına gelen ‘episteme’ sözcüğünden türeyen bu korkuyu yaşayan insanlar bilgiden çekinirler. Diğer fobilerde olduğu gibi fobilerinin sebebiyle bir şekilde yüzleştiklerinde terleme, titreme, vs gibi fiziksel reaksiyonlar da gösterebilirler.
Ergofobi: Çalışma korkusu. Ergasiofobi adı da verilir. İşlemek ya da çalışmaktan korkmak anlamına gelir. Ergofobikler çalıştıkları çevreden korkarlar. Bu korku, pek çok fobinin birleşimi olabilir. Örneğin verilen bir görevi yapamama korkusu, topluluk içinde konuşma korkusu ya da diğer çalışanlarla sosyalleşme korkusu bunların birer parçası olabilir.Kelime, Yunanca çalışma anlamına gelen ‘ergon’ kelimesinden türemiştir.
Ereutofobi: Kırmızı renk, kan kırmızısı ya da yüzün kızarmasından korkma. Aynı zamanda ereuthofobi olarak da bilinir. Temelde kandan korkma durumu olabilir.
Geliofobi: Gülme korkusu olarak da bilinen geliofobi, pek çok insanda görülür. Yaşam kalitesini ciddi anlamda düşüren bir fobidir. Aynı zamanda kurtulmanızı olanaksız kılan rahatsız edici panik atak ve nefes tıkanması nöbetleri de yaşayabilirsiniz.
Geniofobi: Geniofobi, insanların çenelerinden ve genel anlamda çenelerden korkmasıdır. Bu fobi tehlikeli değildir.
Genufobi: Diz korkusu. Bu korkuyu yaşayan insanlar, karşılarındaki kimselerin dizlerinden ve kendi dizlerinden korkarlar. Yazları bu insanlar için oldukça zorlu geçiyor olmalı.
Geumafobi: Tat almaktan korkma. Geumafobikler yemeklerin ya da diğer herhangi bir şeyin tadına bakmaktan kaçınırlar.
Gnosiofobi: Bilgi korkusu. Yeni şeyler öğrenmekten korkan gnosiofobiklerin bazıları, hattta büyük çoğunluğu bu yüzden okullarını dahi bırakabilir.
Grafofobi: Yazı yazma korkusu. Grafofobikle baş etmeye çalışanlar, iyi yazma yeteneklerinden şüphe eder ve bu konuda başarısızlığa uğrayacaklarından yoğun bir biçimde korkarlar. Belki de yazmaya değer bir şeyleri olmadığından korkabilirler de. Grafofobi, Yunanca yazmak anlamına gelen ‘grapho’ kelimesinden türemiştir.
Heliofobi: Heliofobi, yüzlerce insanı etkileyen fakat gerçek araştırması yapılmayan bir fobi türüdür. Pasifik Sağlık Merkezi, cilt kanseri korkusu sebebiyle pek çok insanın güneşten kaçındıklarını belirtiyor. İşte heliofobi de güneşten bu derece korkulmasıdır. Ancak cilt kanseri sebebiyle kaçınma tam olarak heliofobi olarak görülemez. Heliofobikler kapalı alanlarda kalmayı tercih eder ve bu da D vitamini eksikliğine yol açar.
Helmintofobi: Kurtların istilasına uğrama korkusu. Yerden çıktıklarını, iç organlarınızı yemeye çalıştıklarını düşünür ve ayaklarınızda botlarınız, üzerinizde pantolonunuz olduğu hâlde bu korkunuzu yenemiyorsanız minik kurtlardan helmintofobi derecesinde korkuyorsunuz demektir. Aslına bakılırsa bu çok da yersiz bir korku değildir. Yakılarak gömülmek gibi bir planınız yoksa hepimizi bir gün kurtlar yiyecek. Bu korkuyu yaşayanlar kaçınılmaza hazırlanıyorlar.

Hemofobi: Kan korkusu. Bu sıkça rastlanan korkuyu yaşayanlar kendi kanlarını, başkalarının ya da bir hayvanın kanını, bazen de kan resimleri, görüntülerini görmekten ve hatta kan düşüncesinden dahi iğrenirler. Kan onlara yara alma ve ölme konusundaki hassasiyetlerini anımsatıyor olabilir.

Hippopotomonstroseskippedaliofobi: Uzun kelime korkusu. Bu konu üzerinde fazla konuşmaya gerek yok galiba.

Homiklofobi: Sis korkusu. Sis korkusu pek çok şeyle bağdaştırılabilir. Bu problemi yaşayanlar sisin saklanan şeyler için mükemmel bir örtü olduğunu düşünür. Dünyaya kararnlık getirir, şüphenin olduğu gri bir bulut yaratır. Suçluların saklanması için de en güzel yer olarak sis görülür. Doğa üstü korkularla bu fobinin bir bağlantısı olabilir.

fobiler
Hipnofobi: Uyku korkusu. Hipnofobi, uyku ya da hipnotize olma korkusudur. Kelimenin kökeni Yunanca uyumak anlamına gelen hupnos kelimesidir. Eski Yunan uyku tanrısının adı Hypnos’tur. Bu tarz fobilerin dış etkenler ve iç etkenlerin birleşmesiyle ortaya çıktığına inanılır.
Ichthyofobi: Balıklardan korkma. Diğer tüm fobiler gibi ichthyofobiye de neyin sebep olduğu bilinmemektedir ancak ichthyofobikler balıkları yemek ve görmekten korkarlar.
Ideofobi: Düşünce korkusu. Özellikle yeni düşünceler, ideofobikleri korkutur.
Kainofobi: Yeni olan herhangi bir şeyden korkma. Her ne kadar çocuklar yeni alınan şey bir ders kitabı olsa da o şeye sahip olmaktan mutlu olsalar da işte bu fobiyi taşıyanlar karşılarına çıkabilecek tüm yeni şeylerden korkarlar.
Katisofobi: Oturma korkusu. İlk olarak 1904’te belgelenen katisofobi, hareketsiz kalamama durumu olarak da bilinir. Bu fobiyle ilgili olarak yaşanan bir vakada, oturmak işinin bir parçası olan bir adamdan bahsedilir. Bu adam oturmaktan öyle bıkmıştır ki aniden havaya doğru zıplamaya başlar.

Lakanofobi: Sebze korkusu. Aslına bakılırsa çocukken hemen herkes bu korkuyu yaşar ancak kimileri bu durumu atlatamaz. İşte bu durumlarda lakanofobi yaşanır. Lakanofobikler sebze yemekten ya da görmekten korkar, gördüklerinde fiziksel reaksiyon gösterirler.

Lekofobi: Beyaz renkten korkma. Bu korkuyu yaşayanların hepsi beyaz renkten ve beyaz renkli her şeyden çekinirler.

Levofobi: Vücudun sol tarafındaki nesnelerden korkma. Vücudun sağ tarafındaki nesnelerden korkulur da solundakilerden korkulmaz mı?
Linonofobi: İplerden korkma. Bu kişiler iplerden ve oluşturdukları türlü nesnelerden )ağ gibi) korarlar.
Logofobi: Yunanca kelime anlamına gelen ‘logos’ sözcüğünden türeyen bu fobi, anlaşılacağı üzere kelime korkusudur. Bu kişiler kelimelere karşı çoğunlukla sebepsiz bir korku besler.

Melanofobi: Siyah renk korkusu. Bu korkuyu yaşayanlar çoğunlukla siyah renkten ve siyah renkli şeylerden korkarlar.

Melofobi: Müzik korkusu. Böyle bir şey nasıl olabilir diyebilirsiniz ancak sahiden de oluyor. Melofobikler müzik duymaktan ve bir parçası olmaktan korkar.
Metrofobi: Şiir korkusu. Kitap korkusunun bir alt kategorisi olarak görülebilecek olan metrofobi, insanlardan şiir ve dize korkusu yaratır.
Mnemofobi: Hafıza korkusu. Bu kişiler geçmişte yaşadıklarından ve yaşadıklarını anımsamaktan korkar.
Mottefobi: Genel anlamda böcek korkusu altında işlenilebilecek mottefobi, pervane böceği korkusudur ve oldukça sık rastlanır.

Nebulafobi: Sis korkusu. Bir diğer adıyla da bahsedildiği üzere bu korkuyu yaşayanlar daha çok sisin sakladıklarından korkar.

Neofobi: Yeni olan şeylerin hepsinden korkma.
Nephofobi: Bulutlardan korkma. Bulutlar hayalgücünüzün daimi parçaları olsa da kimi insanlar bazılarını mutlu eden o yüzlerden korku çıkartabiliyor.
Nomatofobi: İsim korkusu. Yunanca isim anlamına gelen ‘nom’ kelimesinden türeyen bu fobiyi yaşayanlar, yeni isimlerden, isimleri öğrenmekten veya duymaktan korkar.

Oktafobi: Sekiz sayısından korkma. Oktafobikler sekiz sayısı ve onunla ilgili her şeyden korkar. Sekizlerin annesi Nadya Suleman’ın iyi ki böyle bir korkusu yokmuş.

Ommetafobi: Göz korkusu. Platon’a göre gözler ruhun pencereleridir. Peki bu korkuyu yaşayanlar ne yapıyor? Gözlere bakmaktan olabildiğince kaçınıyor. Bu durumda birini tanıma oldukça güç olmalı.

Oneirofobi: Rüya korkusu. Bu korkuyu yaşayanlar rüya görmekten ve rüyalarda başlarına gelebilecek şeylerden korkar. Sonuç olarak insomi gibi bir sorun da yaşanabilir.

Opthalmofobi: İnsanın gözlerini açma fobisi. Bu kişiler büyük olasılıkla gözlerini açtıklarında neyle karşılaşacaklarını bilmedikleri için korkarlar.
Ostraconofobi: Kabuklu deniz hayvanlarından korkma. Bu sıkça görülen bir korkudur.

deniz kabuğu

Panofobi: Her şeyden korkma. Benliğiniz dâhil olmak üzere sizi çevreleyen her şeyden korkuyorsunuz. Tüm fobilerden çok daha ürkütücü.

Papyrofobi: Kâğıt korkusu. Papyrofobikler kâğıttan ve kâğıtla ilgili (defter, kitap) şeylerden korkar, bunlarla yüzleşmekten kaçınırlar.
Paraskavedekatriafobi: 13. Cuma’dan korkma. Bu da oldukça sık görülen bir fobidir. Bu fobiyi yaşayanlar karanlık cumadan korkar ve o gün evden dışarı çıkmamaya çalışırlar.
Peladofobi: Kel insanlardan korkma. Peladofobikler kel insanları görmekten hoşlanmaz, bu insanlardan kaçınırlar.
Phobofobi: Korku korkusu. İşte bu en karmaşık korku. Korkmaktan korkarak korkuya yenik düşmek oldukça ironik ancak phobofobikler tam da bu durumu yaşıyor.
Fotofobi: Işık korkusu. Işığa aşırı hassasiyet, fazla aydınlatılmış yerlerde ışık değişimine duyarlılık, bu fobinin semptomlarındandır. Işık hassasiyeti, çoğunlukla göze aşırı ışık girmesinden kaynaklanır ve ciddi bir rahatsızlık verir. Bu korkuyu taşıyan insanlar karanlık odaları tercih edebilir ya da güneş gözlüğü kullanabilirler.
Phronemofobi: Düşünme korkusu. Tıpkı fikir korkusu gibi bu korku da bir şeylere çözüm getirmek adına düşünceye koyulmaktan duyulan korkunun bir parçasıdır.
Pogonofobi: Sakal korkusu. Bu korku, diğerlerine nazaran yine anlaşılabilir bir korkudur. Bu fobiyi yaşayanlar sakallı kimselerden uzak durmaya çalışırlar; tıpkı ufak çocukların yaptığı gibi. Çocuklukta yaşanmış olayların bu fobinin gelişiminde katkısı olabilir.

Sciofobi: Gölge korkusu. Özellikle çocuklarda ve kadınlarda görülür. İlerisi paranoyaya gidebilir.

Scolionofobi: Okul korkusu.

sebzeler
Selenofobi: Ay korkusu. Özellikle dolunay vakti yaşanan bir korkudur.
Siderofobi: Yıldız korkusu. Bu kişiler geceleri çıkan yıldızlardan korkar.
Sitofobi: Yemek korkusu.
Sophofobi: Öğrenme korkusu. Sophofobikler yeni edinilecek bilgilerden kaçınırlar.
Stasibasifobi: Yürüme korkusu.
Thaasofobi: Oturma korkusu.
Trichofobi: Saç korkusu.
Triskadekafobi: 13 sayısından korkma.
Verbofobi: Kelimelerden korkma.
Zantofobi: Sarı renginden korkma.



Dünya üzerinde geçmişten bu zamana kadar yaşanmış, insan aklının alamadığı ve bilimin açıklayamadığı bir çok esrarengiz olay meydana gelmiş. İşte o ilginç olaylardan bazıları;



Esrarengiz Olaylar - Gizemli Olaylar 


yer altından gelen insan sesleriYer altından gelen korkunç sesler Rusya
Rusya'da birkaç bilim adamı yeraltı tabakalarındaki kırılmaların sesini kaydetmek için 14.4 kilometre kuyu kazıyorlar ve bu dinleme cihazlarını yerleştiriyorlar.İlkinde cok zayıf frekansta insan sesini duyuyorlar ama böyle bir şeyin mümkün olmayacağını düşündüklerinden ilk etapta bu yerleştirdikleri cihazdan gelen sesler olabileceği kanaatine varıyorlar.Daha sonra daha yüksek frekanstaki sesleri algılayabilecek cihazı yerleştirdiklerinde hayrete düşüyorlar çünkü yerin dibinden milyonlarca insanın çığlık seslerini duyuyorlar. Çogu bilim adamı işini bırakıyor.


kristal kuru kafanın sırrı




Kristal kuru kafa
Maya dönemine ait 1000 yıllık bu kristal kuru kafa, tek bir blok kristal üzerine oyma olarak yapılmış. Nasıl yapıldığı hala anlaşılamayan kuru kafanın altından tutulan ışık, doğrudan göz çukurundan yansıyor. Bu teknolojinin bugün bile mümkün olmadığı söyleniyor.


esrarengiz olaylar


Kayaya gömülü çekiç
Tahta sap ve demir tokmaktan oluşan bu çekiç, 1936'da Teksas'ta 400-500 milyon yıllık bir kayanın içine gömülü olarak bulundu. Modern bir aletin tarih öncesi bir kaya kütlesinin içine nasıl girdiği bir yana, çekiçte kullanılan demirin günümüz demirlerinden bile saf olması bilim adamlarını hayrete düşürdü.



                                                                                    Kusursuz spiraller 
esrarengiz olaylarAlışıldık olmayan bu spiral cisimler 1991 - 1993 yılları arasında Rusya'daki Ural dağlarının doğusunda bulunan küçük bir dere olaran Narada 'da bulunmuşlardır. Boyları en fazla 3 cm. olan bu cisimlerden (inanılmaz ama) 0,003 mm. olanlarıda bulunmuştur. Büyük olanları bakırdan , küçük ve çok küçük olanları ise çok ender rastlanan "tungsten" ve "molybdenum" maddelerinden yapılmıştır. Mikroskopla yapılan incelemeler sonucunda spiraller kusursuz bir biçimde "altın oran" tekniğiyle yapılmıştı. Dahada şaşırıcı olan şey ise: bütün bilimsel incelemelerin gösterdiği gibi bu cisimlerin yaşlarının 20.000 ile 318.000 yıl arasında değiştiğidir. Bu yaş farkı cisimlerin bulundukları derinliğe göre değişmektedir.








Tarih öncesi devirlerde yaşamış olan Toxodon 'nun bulunan birkalça kemiği. (Arjantin). Resimde ok ile gösterilen şey ise bir ok veya mızrak ucudur. İnsanın yaşamadığını sandığımız devirde , biri onu avlamış anlaşılan!!!!





esrarengiz olaylarGeneralin kemer tokası
M.S. 300'lü yıllarda ölen Çinli general Çou Çou'nun mezarında 1956 yılında bulunan kemerin tokası, yüzde 85 oranında alüminyumdan yapılmış. Ama doğada sadece bileşik olarak bulunan alimünyumun diğer maddelerden ayrıştırılarak tek bir madde olarak kullanılabilmesi ilk kez 19. yüzyılda mümkün olmuştu.Görünüşe göre bir uçağın doğru ölçekli maketi gibi duruyor. (Delta kanatlı ,motor yerine sahip ,pilot kabini var ,kuyruk kanatları bile doğru şekilde tasvir edilmiş.)



esrarengiz olaylar10 BİN YILLIK PİRAMİT
Japonya 'nın Yonaguni adasının yakınında , denizin 23 metre altında insan yapısı olduğu apaçık belli olan piramitler bulunmaktadır. 183 metre genişliğinde ve 27 metre yüksekliğindeki bu piramitler yaklaşık , 8000 - 10.000 yıllıktırlar 

İlginç Bilgiler Resimli - Bunları Biliyormusunuz ?




bukalemun resimleri



 Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur.



 Keseli farenin yavruları annelerinin sırtına ısırarak tutunur.



sümüklü böcek



 Salyangozların 25 bine yakın dişi vardır.





Yılanlar duyamaz.

 Zürafalar yüzemez.

 Kediler şeker tadını ayırt edemez.

 Kangurular, geriye doğru yürüyemez.




kelebek resimleri
   







Kelebekler, ayakları ile tat alırlar.











Atlar, bir ay ayakta kalabilirler.

 Fareler kusamaz.

 Deniz kobrası, dünyanın en zehirli yılanıdır.

 Filler zıplamayan tek memelilerdir.

 Yetişkin bir ayı, bir at kadar hızlı koşabilir.

 2 bin 600 kurbağa cinsi vardır.

 Bir sineğin, saatteki hızı 8 km’dir.




yunus fotoğrafları




Yunuslar, gözleri açık uyurlar. 








Sümüklü böceklerin dört tane burnu vardır.

 Bir deve kuşunun gözü beyninden büyüktür.

 İnek sütünün pH değeri 6’dir.


timsah fotoğrafları


Timsahlar, dillerini dışarıya çıkaramazlar.

Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının büyüklüğüne eşittir. 





Dalmaçyalilar gut olmayan tek köpek cinsidir. 

 Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.

 Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan 
oluşur. 






bird spider


Kuş örümceği sırtında 300 yavrusuyla gezer.
Evrensel anlamı olan anlamlar türlü efsanelerle oluşmuştur. 40'lar 3'ler hatta uğursuzluğuyla bilinen 13 ve 23 gibi sayılar.. Ancak hiç biri 7'nin yanına bile yaklaşamamıştır.


7 Sayısının Sırrı

7 sayısının gizemi

Homeros'un destanlarında Agamemnon Aşil'in gönlünü almak için ona yedi kadın ve yedi köy armağan etmek ister. Andromache'nin yedi kardeşi, Philoctetes'in yedi gemisi, Polyctor'un yedi oğlu, güneş tanrısı Helios'un yedi büyükbaş sürüsü, Teb'in yedi kapısı vardır, Odysseus ve Calypso yedi sene birlikte yaşar.

Yunan mitolojisinde Homeros'un yazıları dışında yedi sayısı genelde Apollo'ya tapınma ile ilgili konularda öne çıkıyor. On iki sayısının ağırlığının daha fazla olduğu görülüyor. Yunan felsefesinde ise yedi yine önem kazanıyor. Sayıların mistik anlamlarına Pisagor ve onun felsefesinin takipçileri değer veriyor ve yediyi önemsiyorlar. Milattan yaklaşık altı yüz yıl önce ise Yunan topraklarında Yedi Bilge'nin sözlerine önem veriliyor. Dünyanın kaç harikası olduğunu hatırlayalım: Yine yedi.


Nuh'a bazı hayvanları ikişer bazı hayvanları ise yedişer tane gemisine alması emredildi



Daha Doğu'ya gidelim... Hintlilere göre kutsal bir dağ olan Meru'nun çevresinde Cakravarta adı verilen yedi kaya yer alıyor. Gökyüzünün efendisi Indra, gökyüzünün yedi bölgesine yedi kral ile hükmediyor. Dünya 7000 yılda kendini yeniliyor; Güneş'in yedi ışını var, her biri bir güneş gibi görülüyor.



japonya tanrıları
Yedi talih tanrısı, Japonya

İncil'de de yedi çokça telaffuz ediliyor, toplamda 383 kez geçiyor. Öncelikle bilindiği gibi Tanrı'nın dünyayı altı günde yarattığı ve yedinci gün dinlendiği yazılı. Bir haftanın yedi gün olması da bu hesaba dayanıyor. Yaratılış kitabına göre Nuh'a gemisine bazı hayvanlardan yedişer tane alması emredilir. Bu emirden yedi gün sonra yağmur yağmaya başlar. Gemi yedinci ayın on yedinci günü dağa oturur. Ayrıca yedi, Shakespeare'in eserlerinde ve Ortaçağ Avrupa'sında da dikkat çekiyor.


Peki yedi sayısının mitoloji ve dinlerde bu kadar öne çıkmasının sebebi ne?
10 ve 12 sayılarının önemli oluşları anlaşılıyor, çünkü saymak için on parmağımızı kullanıyoruz ve bir sene on iki aya bölünmüş durumda.

Yedinin önemi ise astronomiden geliyor olabilir. Asırlardır gök cisimleri ve gökyüzündeki değişimler insanların ilgisini çekmiştir. Dünyadan uzaklıkları ile sıralanmış Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Mars, Jüpiter ve Satürn, güneş sisteminin yedi gök cismini oluşturuyor. Bu yedi gezegenin hareketleri yüzyıllar boyunca insanlar tarafından izlenmiş. Cennetin yedi katı olduğu fikrinin de buradan geldiği düşünülüyor.


Pleiades, diğer adıyla Yedi Kızkardeş, Taurus takımyıldızının gözle görülebilen bir parçası


7 Sayısı İle İlgili Diğer Efsaneler - Yedi Sayısının Anlamı - Yedi Sayısının Uğuru 






Soyumuz 7 göbektir.










Dünyada varsayılır 7 kapı vardır

İslam dininine göre kainat 7 safhada yaratıldı.

Kabe'nin etrafı 7 kere tavaf edilir (dolaşılır).

Manevi bilgeliğin rakamı yine 7 dir.

Katoliklerde 7 sakrament esasdır.

Yahudilerde kutsal şamdan 7 mumludur..


Eski Yunan uygarlığında 7 akıllı adam varsayılmıştır.



Çakralar
İnsan Çakrası





İnsan 7 çakralıdır,








Mitolojide ise 7 esas tanrı varsaymışlardır.

Mısır'da Güneş tanrısı Ra 7 ruhludur.

Tibet'te 7 Buda vardır,

Çin'de kutsal 7 element...


nota sayısı






Nota sayısı 7'dir,






Feng shui'de iletişim sayısı 7,

Tamamlanmış olmak eşittir = 7'dir.

Afrikalıların kwanza bayrami 7 sembollüdür.

Eskimolarda kar 7 isimli

Hürmüz bile 7 kocalı








Büyük ayı 7 yıldız'lıdır.











Yüzümüz de 7 nokta (açık) var. (ağiz, kulak 2, burun 2, göz 2)

Dünyada var olmus 7 kıta,

Tüm Japonlarda rakamlarin en uğurlusu 7
Hiç düşündünüz mü başkaları tarafından gıdıklandığımız halde neden kendi kendimizi gıdıklayamıyoruz ? 
Gıdıklanmak kimi zaman rahatsız olduğu kadar eğlencelidir de. Duyarlılık kavramı kişiye göre değişir, başkası tarafından gıdıklanabiliriz hatta kimi zaman dokunulmadan bile gıdıklanabiliriz. Ne kadar duyarlı olursanız olun kendinizi gıdıklayamazsınız.

Peki Kendi Kendimizi Neden Gıdıklayamayız ?

neden gıdıklanırız
Kendimizi Neden Gıdıklayamayız

Aslında açıklaması oldukça basit, beynimizin etrafımızda olan bitenleri takip ederken pek çok hissimiz arasında en önemli olanları hissetmeye programlanmış olmasıdır. Mesela,oturduğunuz sandalyeyi veya ayağımıza giydiğimiz çorabı,özellikle onları düşünmediğimiz sürece hissetmeyiz ama omzumuza dokunan bir el hemen bizi irkitecektir.

Beynin bu ‘hisleri ayırt etme’ fonksiyonunu sürdürebilmesi için bizim temasımızı başkalarının temasından ayırt etmeye yarayan bir sinyal üretmesi gerekmektedir. Bu fonksiyonu gerçekleştiren ise beyinciktir. Yaklaşık 110 gram ağırlığındaki bu organ, kendi eylemlerimizin yaratacağı hisleri tayin eden yerdir. Beklenen veya beklenmeyen reaksiyonları ayırt etme işi beyinciğe aittir. Beyincikten gelen sinyallere göre, beyin bu hissin önemli olup olmadığına karar verir. 

Bir insan gıdıklanınca, derinin yüzeyinde bulunan küçük sinir lifçikleri harekete geçer. Özellikle tüyle okşama, böcek yürümesi gibi olaylara hassas olan bu lifçikler, sinyalleri beyne gönderirler.Beynin gıdıklanmaya tepkisi, kaşınmaya olan tepkisi gibi, gönülsüz yapılan bir tepkidir.  Gıdıklanma hissi abartılmış bir refleks olmakla birlikte, i
nsan beyni vücuda gelen uyarıların hangisinin insanın bizzat kendisinden, hangisinin dışarıdan geldiğini ayırt eder ve ona göre öncelik verir. 
Örneğin, elimizin yanması gibi acil refleks gerektiren dışarıdan gelen uyarılara öncelik verir.

Bu nedenle bir başkası tarafından gıdıklandığımızda reaksiyon gösteririz ama kendi kendimizi gıdıklamaya çalıştığımızda beyin bu noktalardaki hassasiyeti azalttığından gıdıklanamayız.

Neden kendimizi gıdıklayamayız
Kendimizi Neden Gıdıklayamayız

Gıdıklanmanın İnsan Vücuduna Etkileri



Gıdıklama ile kan basıncı artarken, nabız ve kalp atışı hızlanır, beynin uyanıklığı fazlalaşır. Gıdıklanmanın fiziksel olduğu kadar psikolojik yanı da vardır. Gıdıklanma başlangıçta zevkli olabilirse de sürdürüldüğünde korku ve paniğe dönüşebilir. 

İnsanların daha çok gıdıklandıkları yerler, ayak altı, avuç içi ve koltuk altı gibi bölgelerdir. Bunun nedeni, buraların çok hassas bölgeler olmalarıdır. 






İlginç bilgiler Resimli - Bunları Biliyormusunuz ?



sineklerin gözleri
  •  Sineklerin beş gözü vardır. 



  • İleri doğru bir adim atıldığında, insan vücudundaki 54 kas çalışır. 



  •  İnsan beyninin ortalama ağırlığı 1.3kg`dır. 



  •  Birinin yüzünü hatırlamak için beynin sağ tarafı kullanılır. 

nefes alma teknikleri


  •  Yetişkin bir insan günde ortalama olarak 23 bin kez nefes alır. 



  •  Kasları yukarı kaldırmak için 30 kası harekete geçirmek gerekiyor. 



  •  Erkekler kadınlara göre on kat daha fazla renk körü oluyorlar. 



  •  Sadece bir tane kovboy filmi kadın yönetmen tarafından çekilmiştir . 



  •  Penguen yüzebilen ama uçamayan tek kustur. 



kromozom ve gen arasındaki farklar
  •  Bir kromozom bir genden daha büyüktür.



  •  Ortalama bir buzdağının ağırlığı 20 milyon ton. 



  •  Ortalama bir insan hayati boyunca iki yılını telefonda konuşarak harcıyor.

böbrek taşı belirtileri


  •  Bugüne kadar bilinen en ağır böbrek tası 1.36 kg. 



  •  New York bir zamanlar Amsterdam`di. 



  •  Virginia Woolf kitaplarının çoğunu ayakta yazmıştır. 

pablo picasso eserleri


  •  Pablo Picasso, parasızlık çektiği gençlik günlerinde yaptığı resimler yakarak ısınırdı. 



  •  Sığırların dört tane midesi vardır. 



  •  Zürafalar yüzemez, yüzse bile kesin boğulur 



  •  Döllenmeden sonra çocuğun boyu 5 milyon kat büyür...