En Yeniler
Yükleniyor...
Genel Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Evrensel anlamı olan anlamlar türlü efsanelerle oluşmuştur. 40'lar 3'ler hatta uğursuzluğuyla bilinen 13 ve 23 gibi sayılar.. Ancak hiç biri 7'nin yanına bile yaklaşamamıştır.


7 Sayısının Sırrı

7 sayısının gizemi

Homeros'un destanlarında Agamemnon Aşil'in gönlünü almak için ona yedi kadın ve yedi köy armağan etmek ister. Andromache'nin yedi kardeşi, Philoctetes'in yedi gemisi, Polyctor'un yedi oğlu, güneş tanrısı Helios'un yedi büyükbaş sürüsü, Teb'in yedi kapısı vardır, Odysseus ve Calypso yedi sene birlikte yaşar.

Yunan mitolojisinde Homeros'un yazıları dışında yedi sayısı genelde Apollo'ya tapınma ile ilgili konularda öne çıkıyor. On iki sayısının ağırlığının daha fazla olduğu görülüyor. Yunan felsefesinde ise yedi yine önem kazanıyor. Sayıların mistik anlamlarına Pisagor ve onun felsefesinin takipçileri değer veriyor ve yediyi önemsiyorlar. Milattan yaklaşık altı yüz yıl önce ise Yunan topraklarında Yedi Bilge'nin sözlerine önem veriliyor. Dünyanın kaç harikası olduğunu hatırlayalım: Yine yedi.


Nuh'a bazı hayvanları ikişer bazı hayvanları ise yedişer tane gemisine alması emredildi



Daha Doğu'ya gidelim... Hintlilere göre kutsal bir dağ olan Meru'nun çevresinde Cakravarta adı verilen yedi kaya yer alıyor. Gökyüzünün efendisi Indra, gökyüzünün yedi bölgesine yedi kral ile hükmediyor. Dünya 7000 yılda kendini yeniliyor; Güneş'in yedi ışını var, her biri bir güneş gibi görülüyor.



japonya tanrıları
Yedi talih tanrısı, Japonya

İncil'de de yedi çokça telaffuz ediliyor, toplamda 383 kez geçiyor. Öncelikle bilindiği gibi Tanrı'nın dünyayı altı günde yarattığı ve yedinci gün dinlendiği yazılı. Bir haftanın yedi gün olması da bu hesaba dayanıyor. Yaratılış kitabına göre Nuh'a gemisine bazı hayvanlardan yedişer tane alması emredilir. Bu emirden yedi gün sonra yağmur yağmaya başlar. Gemi yedinci ayın on yedinci günü dağa oturur. Ayrıca yedi, Shakespeare'in eserlerinde ve Ortaçağ Avrupa'sında da dikkat çekiyor.


Peki yedi sayısının mitoloji ve dinlerde bu kadar öne çıkmasının sebebi ne?
10 ve 12 sayılarının önemli oluşları anlaşılıyor, çünkü saymak için on parmağımızı kullanıyoruz ve bir sene on iki aya bölünmüş durumda.

Yedinin önemi ise astronomiden geliyor olabilir. Asırlardır gök cisimleri ve gökyüzündeki değişimler insanların ilgisini çekmiştir. Dünyadan uzaklıkları ile sıralanmış Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Mars, Jüpiter ve Satürn, güneş sisteminin yedi gök cismini oluşturuyor. Bu yedi gezegenin hareketleri yüzyıllar boyunca insanlar tarafından izlenmiş. Cennetin yedi katı olduğu fikrinin de buradan geldiği düşünülüyor.


Pleiades, diğer adıyla Yedi Kızkardeş, Taurus takımyıldızının gözle görülebilen bir parçası


7 Sayısı İle İlgili Diğer Efsaneler - Yedi Sayısının Anlamı - Yedi Sayısının Uğuru 






Soyumuz 7 göbektir.










Dünyada varsayılır 7 kapı vardır

İslam dininine göre kainat 7 safhada yaratıldı.

Kabe'nin etrafı 7 kere tavaf edilir (dolaşılır).

Manevi bilgeliğin rakamı yine 7 dir.

Katoliklerde 7 sakrament esasdır.

Yahudilerde kutsal şamdan 7 mumludur..


Eski Yunan uygarlığında 7 akıllı adam varsayılmıştır.



Çakralar
İnsan Çakrası





İnsan 7 çakralıdır,








Mitolojide ise 7 esas tanrı varsaymışlardır.

Mısır'da Güneş tanrısı Ra 7 ruhludur.

Tibet'te 7 Buda vardır,

Çin'de kutsal 7 element...


nota sayısı






Nota sayısı 7'dir,






Feng shui'de iletişim sayısı 7,

Tamamlanmış olmak eşittir = 7'dir.

Afrikalıların kwanza bayrami 7 sembollüdür.

Eskimolarda kar 7 isimli

Hürmüz bile 7 kocalı








Büyük ayı 7 yıldız'lıdır.











Yüzümüz de 7 nokta (açık) var. (ağiz, kulak 2, burun 2, göz 2)

Dünyada var olmus 7 kıta,

Tüm Japonlarda rakamlarin en uğurlusu 7

gökkuşağı fotoğrafları

Gökkuşağı nedir ? - Gökkuşağı Nasıl Oluşur ? - Gökkuşağı Neden Oluşur ?



Gökkuşağı, güneş ışınlarının yağmur damlaları ve sis bulutları tarafından kırılması, yansıtılması ve dağıtılması sonucu meydana gelir.Büyük damlalardan oluşan kuşaklar daha belirgin ve net gökkuşakları oluşturmaktadır. Küçük yağmur damlalarının ise belirginliği daha az ve geniş bir gökkuşağı oluşturduğu görülmektedir. Yağmur damlaları ışığı renklerine ayıran bir prizma görevi görmektedir. Aslında gökkuşağu sadece yağmur damlaları sayesinde değil aynı zamanda bir şelaleden veya bir fıskiyeden akan su ile de gökkuşağı oluşabilir.


gökkuşağı fotoğraflarıSarı gibi görünmesine rağmen güneş  ışığı aslında beyazdır ve bütün renkler onun içindedir. Yağmur damlasının içine girince kırmızı, turuncu, sarı, yeşil,  mavi, lacivert ve mor renklere ayrışır.Morun çemberin içinde, kırmızının ise en dışında olduğu görülmektedir.


Gökkuşağında 7 renk görülmektedir: kırmızı,turuncu,sarı,yeşil,mavi,lacivert ve mordur.

Güneş ne kadar yüksekse gökkuşağı dairesi de o kadar aşağı iner. Bunun içindir ki yedi renkli gökkuşağını sabah ve akşam yağışlarından sonra daha çok görürüz.  Genellikle fark edilmez ama gökkuşağı daima içice iki halkadan oluşur.  İkinci kuşak pek dikkat çekmez. Bir ikinci zayıf kuşağın daha bulunmasının nedeni bazı güneş  ışıklarının su damlasının iç yüzeyine bir kez değil iki kez çarpmalarıdır. Böylece parlaklıklarını yitiren  ışıklardan oluşan ikinci gökkuşağı zar zor görülür. Birinci kuşakta kırmızı renk  şeridin en dışında iken ikinci kuşakta en içtedir. Diğer renklerin sıralamaları da terstir.Aşağıda gökkuşağı çeşitlerini daha detaylı görebilirsiniz.


Gökkuşağı Neden Yuvarlaktır ? - Gökkuşağı Neden Yarım Dairedir ?


gökkuşağı resimleriHiç merak ettiniz mi gökkuşağı neden yuvarlaktır diye? 
Bunun sebebi ışık kırılmasıdır. Gökkuşağı her zaman bir çember şeklindedir. Herhangi bir damlaya gelen güneş ışığı mordan kırmızıya kadar sırası ile kırılır.
Fakat bu kırılan ışınlardan sadece bir tanesi gözümüze ulaşabilir. Diğerleri ise gözümüzün kapsama alanı dışındadır. 
Gözümüze ulaşan kırılmış ışınlar bir çember üstündeki ışınlardır. Üstlerdeki damlalardan gözümüze kırmızı alttakilerden ise mor ışık ulaşır.  Bunun dışındakiler gözümüzün görüş alanı dışında kalır. Böylece biz gökkuşağını bir çember şeklinde görürüz.


Gökkuşağı Çeşitleri Nelerdir ?


• Birinci Gökkuşağı
En çok bilinen ve raslanılan gökkuşağı çeşididir. İlkel gökkuşağı da denilen bu gökkuşağında kırmızı renk dış tarafta, mor renk ise iç taraftadır.Renklerin dizilişine baktığımızda sırasının dıştan içe doğru kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, turkuaz, mavi ve mordur.

• İkinci Gökkuşağı
Bu gökkuşağına baktığımızda ise kırmızının en içte, morun ise en dışta olduğunu görmekteyiz. Işığı daha zayıf olan bu gökkuşağında ki renk sırası ise ; mor, mavi, turkuaz, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızıdır

• Küçük Kuşaklar
Bu kuşaklar sadece dar kırmızı veya kırmızı-yeşil renk bantlarından oluşur.Birinci kuşakların iç tarafında, ikinci kuşakların ise dış tarafında bulunurlar.
gökkuşağı resimleri

saat neden sağdan sola doğru döner

 Akrep ve Yelkovan Neden Sağa Döner - Saat Neden Sağdan Sola Döner


İlk saat Eski Mısırlıların yaptığı bir güneş saatiydi. Mısırlılar, güneşin her gün düzenli bir hareketle doğup, belirli zamanlarda gökyüzünün aynı noktalarında bulunup, battığını gözlemlediler ve bunun bir günü zaman parçalarına ayırmada kullanılabileceğini keşfettiler. 

Böylece güneşin bu hareketinden yararlanarak ilk güneş saatini yaptılar. Bu saat, etrafı açık bir yere yüksek taş konulup taşın gölgesi takip edilerek zamanı gösteriyordu. Yani o zamanlar Mısırlılarda saat bu taşın gölgesini takip etmekten ibaretti.

günei saati nedir
Güneş saati
Mısır Kuzey yarım kürede ve ekvatora yakın bir ülke olduğundan güneş yükseldikçe gölge kuzeye yani sağa doğru hareket ederek güneş batarken Doğu yönüne ulaşıyordu. Yani gölge bugünkü tüm saatlerin akrep ve yelkovanında olduğu gibi soldan sağa doğru dönüyordu. 

Daha sonraları, pendulumlu, pilli saatlerde de yön değişmedi, hatta sağa doğru dönüşler ’saat yönüne dönüş’ diye adlandırılır oldu. 

 Ekvatorun güneyindeki ülkelerde, güneş doğarken taşın gölgesi güneye düşer ve güneş yükseldikçe sola doğru dönüş yapar. Eğer ilk güneş saati Avustralya gibi Güney yarım kürede olan bir ülkede yapılmış olsaydı bu gün akreple yelkovan ters yönde dönüyor olacaktı.
Bir çok insan kendi kendine bir saatin neden 60 dakika olduğuyla ilgili sorular sorup düşünmüştür. Geçenlerde küçük kuzenim bana bunu sorduğunda oldukça şaşırıp kalmıştım ve ne diyeceğimi bilemeyip bir kaç kelime oyunuyla geçiştirmiştim :), daha sonra ufak bi araştırmayla sebebini öğrendim ve sizlerle paylaşmak istedim.


saat
Sümer ve onları takip eden Babil sayı sistemi 60 tabanlıdır. Bir saatin 60 dakika olması, muhtemelen buradan gelir de, 60 tabanı acaba nereden gelir?

 10 tabanı, iki elin parmaklarının sayısı ile ilişkilidir diye varsayılır. Kimin nerede ve ne zaman 10 tabanını seçtiği belli olmamakla birlikte, matematik tarihi ile ilgili bulgular, birçok yerde insanların 10 tabanına yönelen sayma sistemleri geliştirdiğine işaret ediyor. Acaba iki elinizi kullanarak, pratik bir şekilde en fazla kaça kadar sayabilirsiniz?


Bir Saat Niçin 60 dakikadır ? - 1 Saat Neden 60 Dakikadır ?


Sağ elinizi açın. Başparmağınızı kullanarak diğer parmaklarınızın boğumlarını sayın. 12 adet değil mi? Her parmakta 3 boğum, 4 parmak toplamı 12 adet. Sol elinizin bir parmağını her on iki sayımda kapatın. 5 parmak, her biri 12’ye karşılık. Sol eliniz yumruk olduğunda 5x12=60 sayısına ulaşmış oluyorsunuz. 


saat eller
Yani aslında, “Kaça bu deve?” diye soran bir Sümerliye, muhatabı sol elinin yumruğunu 2 defa sallasa, bize 120 onlara ise iki yumruk dinar (para birimi dinar diye varsaydım) demiş olacak. Sümer ve sonra Babil sayı sisteminin tabanının 60 olması genellikle böyle açıklanıyor.

Sol el yumruk haline gelince 60 oluyor. Bu arada, 12’nin de düzineye ve saat kadranındaki saatlere karşılık geldiğini hatırlayalım. 
60 birçok bakımdan hoş bir sayı: İki elle sayılabilecek en büyük sayı olmasının yanında, biliyoruz ki 2, 3, 4, 5, 6, 10, 12, 15, 20 ve 30’a kalansız bölünebilen bir sayıdır ve 10 tane böleni olan daha küçük bir sayı yoktur. Böyle olunca da yarımları, üçte birleri, çeyrekleri filan kalansız hesaplama şansı doğar. Bölüşmede büyük kolaylıklar sağlar. 

2, 3, 4, 5, 6, 10, 12, 15, 20 ve 30’a kalansız bölünebilen ve 360'ı da bölen bu sayı dakika ve saniyenin birimi olarak alındı.

saatSümerlilerin bu bulguları ya da tanımlamaları MÖ 3000 civarında yapmış oldukları sanılıyor. Yani bir saat neredeyse 5000 yıldır 60 dakika. 60’ın güzellikleri saymakla bitmiyor.

Sanırım böyle bir öyküsü var çemberin neden 360 derece, üçgenin iç açılarının toplamının neden 180 derece, satín kadranının neden 12 saat, her saatin neden 60 dakika olmasının. Burada anlattıklarımın tahmin edebileceğiniz gibi matematiksel ispatları yok. Ancak matematik tarihi üzerine yapılmış çalışmaların bizi getirdiği nokta burası.
Kaynak : Bilim ve Teknik -TÜBİTAK / Ekim 2011
kuşları neden elektrik çarpmaz karikatür
Elektrikle uğraşan kişiler bir çok defa bu soruyla karşı karşıya kalmışlardır. Elektrik direkleri ve yüksek gerilim hatları çok tehlikelidir ve bildiğiniz gibi ölümle sonuçlanacak kazalara neden olabilirler. Peki ya kuşlar? Bu büyük tehlikeye karşın kuşların elektrik tellerine dizildiklerini ve onlara hiçbir şey olmadığını görürüz. 

Kuşlar Elektrik Tellerine Konduğunda Neden Elektrik Çarpmaz ?

elektrik tellerine konan kuşlara neden elektrik çarpmaz
Elektriğin bir canlıya zarar vermesi için, elektrik akımının bu canlının üzerinden akması gerekir. Bunun için akımın bir taraftan girip başka bir yerden vücudu terk etmesi gerekir. 

Bir telin üzerinde duran kuşun üzerinden akım bu yüzden geçmez. Eğer kuş iki ayrı tele birden dokunabilseydi bir teldeki akım kuşun üzerinden diğer tele akardı ve kuş çarpılmış olurdu.

Evlerimizdeki elektrik prizlerinde de en az iki delik olmasının sebebi aynıdır. Aletlerimize bir taraftan elektriğin girmesi, aletin içinde dolaşarak başka bir yoldan terketmesi gerekir. Bir telin üzerindeki kuşun bir ayağından elektriğin girip diğer ayağından çıkabileceği, böylece çarpılabileceği akla gelebilir. Ama bu olay gerçekleşmez. Çünkü kuşun iki bacağı arasındaki çok düşük dirençli, akımın çok rahat geçebileceği elektrik teli varken; akım, çok daha yüksek dirençli kuşun üzerinden geçmez.

Asit Yağmurlarının Zararları - Asit Yağmurunun Etkileri 

Asit yağmurları, tüm çevreye zarar vermektedir ancak bundan en çok etkilenen ormanlar ve tarım alanlarıdır. Bu yağışlar toprağın yapısındaki magnezyum ve kalsiyum gibi bitki gelişiminde önemli olan elementleri yıkayarak derinlere taşınmasına sebep olur. Bunun sonucunda ağaçlar ve diğer bitkiler topraktan yeteri kadar faydalanamaz ve kurur.

asit yağmurlarının etkileri

Asit Yağmurlarının Olumsuz Etkileri Genel Olarak Şunlardır;

1) Göllere ve akarsulara düşen asit yağmurları, sudaki asit dengesini bozar ve balıkları etkiler. Balıkların bu durumdan etkilenmesi besin zinciri yoluyla bizleri de etkilemektedir.

2) Havada bulunan sülfat solunum yoluyla alınmakta ve bronşit, astım, kanser gibi çeşitli hastalıklara neden olmaktadır.

3)Asit yağmurları toprağın kimyasını büyük ölçüde etkiler. Topraktaki alüminyumun çözülmesine neden olur ve ağaç köklerinin besinlerden faydalanmasını engeller.

4) Mermer, kum taşı veya kireçten yapılan ve içerisinde kalsiyum karbonat bulunduran tarihi eserlere zarar vermektedir.

Asit Yağmurlarının Etkisini En Aza İndirmek İçin Alınabilecek önlemler;

1) Enerji üretiminde kullanılan termik santrallerin yerine, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. (Güneş Enerjisi, Jeotermal Enerji, Rüzgar Enerjisi vs.)

2) Orman yangınları engellenmeli, yeşil alanlar yaygınlaştırılmadır.

3) Şehir içi ulaşımlarda özel araçların yerine toplu taşıma araçları kullanılmalıdır.

4) Havayı olduğundan fazla kirleten kaçak kömür kullanımının önüne geçilmelidir.

5) Endüstriyel tesislerinin bacalarına filtre takılmalıdır.

6) Araçların bakımı zamanında yapılmalıdır.

Asit Yağmurları Nasıl Oluşur ? - Asit Yağmurları Nedir ?

Asit yağmurları, fosil yakıtların yakılmasıyla oluşan yağışlardırÖzellikle endüstriyel faaliyetlerin ve enerji tüketiminin fazla olduğu yerlerde yakılan, kömür ve petrol gibi fosil yakıtlardan, azot ve kükürt gazları açığa çıkmaktadır. Oluşan bu gazlar bulutlardaki su buharıyla tepkimeye girerek sülfürik ve nitrik asitleri ortaya çıkarmakta oluşan bu asitler ise kar, yağmur, çiğ ve sis gibi doğal olaylar sonucunda yeryüzüne ulaşmaktadır. Bu toprağın asitlik miktarını arttırır ve tatlı su kaynaklarının kimyasal dengesini bozar.Bu tür yağmurda tanecikler siste asılı olarak süspansiyon oluşturabilir ya da en kuru halde birike bilirler Normal koşullar altında oluşan yağmurların pH değeri 5.6′dır. Bunun altında bir değere sahip olan yağış asit yağmuru olarak adlandırılır.
Aşağıda ki resimde asit yağmuru döngüsünün nasıl oluştuğunu açık bir şekilde görebilirsiniz.
asit yağmuru

Asit Yağmurları Ne Zaman Hissedilmeye Başlamıştır ?

Asit yağmurları, özellikle sanayi devriminden sonra kükürt ve azot gazlarının atmosferde hızla birikmesiyle etkisini hissettirmeye başlamıştır. İlk olarak ise 1852 yılında sanayinin beşiği olan İngiltere’de Robert Angus Smith adındaki bilim adamı asit yağmurları ile hava kirliliği arasındaki ilişkiyi fark etmiş ve sanayinin bu yağışları tetiklediğini ortaya koymuştur. 
Asit yağmurları nedirBu yağışlar sadece oluştuğu bölgeyi etkilememektedir. Öyle ki Çin, Doğu Avrupa, Rusya gibi bölgelerde fosil yakıtların aşırı şekilde kullanılması atmosfer hareketleri sonucunda bir çok ülkeyi etkilemektedir. Bu nedenle 1997 yılında 160 ülkenin katılımıyla Kyoto Protokolü imzalanmıştır ve bu protokole göre her ülke azot ve karbon salınımını 1990 yılındaki düzeylere düşürmek zorundadır. Ancak Çin Halk Cumhuriyeti bu protokole sıcak bakmamaktadır. Çünkü sanayi Çin ekonomisi açısından çok önemlidir. Çin’den yayılan azot ve kükürt gazları atmosfer hareketleri sonucunda Japonya’ya asit yağmurları olarak düşmektedir ve Japonya tarımı bu yağışlardan zarar görmektedir. Bundan dolayı Japonya her yıl ücretsiz olarak Çin’e fabrikalar için baca filtresi vermektedir.
Bu yağışlar, fabrika, motorlu araçlar, termik santraller gibi insan faaliyetleri sonucunda oluştuğu gibi yanardağ faaliyetleri gibi doğal olaylar sonucunda da meydana gelir.


en hafif madde

Söz konusu malzeme, içleri boş minik metal tüplerin bir tür mikro kafes şeklinde örülmesiyle elde edildi.











Kaliforniya Üniversitesi HRL Laboratuvarı’ndan ve Kaliforniya Teknoloji Enstitüsünden bir araştırma grubu 0,9 mg/cc yoğunluğunda, yapay köpükten yaklaşık 100 kat daha hafif bir malzeme geliştirmiş.

Bu malzeme, dünyanın en hafif malzemesi. Nanometre, mikro ve milimetre ölçeğinde % 99,99’u hava, % 0,01’i katı olan bu yeni malzeme, insan saçından 1000 kat daha ince duvar kalınlığına sahip ince boş tüplerin birbirine kafes şeklinde bağlanmasıyla üretilmiş.

Ayrıca beklenmedik şekilde güçlü çıkan maddenin darbe emici özelliği de bulunyor. Üzerine uygulanan kuvvete direnç gösteren madde şeklini koruyabiliyor ki bu da metal olarak nitelendirilebilecek bir madde için oldukça ilginç bir durum.

Savunma Araştırma Projeleri Ajansı için geliştirilen malzeme ısı yalıtımında, pil elektrotların da ve akustikte, titreşim veya şok enerjisi emilimi amacıyla kullanılabilecek. Kendine özgü mikro-kafes gözeli yapılı bu yeni malzeme sayesinde, hafif malzeme sınırlarının yeniden tanımlanacağı düşünülüyor..

Bugüne dek kullanılan diğer ultra hafif malzemeler, örneğin havalı pelte ve metal köpükler, düzensiz yapılara sahip. Bu da ham maddeleri olan malzemeden daha yumuşak, dayanıksız, enerji ememeyen ve daha az iletken yapıda olmalarına yol açıyor.


Dünyada kaç çeşit hayvan vardır? 

kaç hayvan var
Bu soru bilim insanlarının kesin bir cevap üzerinde uzlaşamadığı bir soru. Dünya üzerinde kaç çeşit hayvan bulunduğuyla ilgili olarak yürütülen tahminler 20 ile 100 milyon arasında değişiyor. 


Üstelik bu canlıların çoğu hala tanımlanmış değil. Tanımlanmış tüm canlıların (sadece hayvanların değil) %80’ini ise böceklerin oluşturduğu düşünülüyor. 

Tropikal yağmur ormanlarında sadece bir ağaç üzerinde 150’den fazla böcek türüne rastlamak mümkün! 
Bu da dünya üzerindeki tüm canlı türlerini belirlemenin ya da bunu kesin sayılarla ifade edebilmenin ne denli zor olduğunu gösteriyor. Ayrıca bu durum, hızla yok olan yağmur ormanlarının beraberinde götürdüğü çeşitliliğin ne kadar büyük olduğunu da bize gösteriyor. 


                                                         Kaynak: Biltek Tubitak


Akşam karanlığında kedilerin gözlerine dikkat ettiyseniz sarımsı veya yeşilimsi bir renkte parladığını farketmişsinizdir.


Bunun nedeni kedilerin gözünde, insan gözünde olmayan ayna benzeri ince bir tabaka olmasıdır.
Retinanın hemen arkasında bulunan ve "Tapetum lucidum" adı verilen bu zarımsı yapı, ışığı geri yansıtarak retinadan iki kere ışık geçmesine neden olur.

Dolayısıyla kedilerin gece görüşü insanlarınkinden nerdeyse 6 kat daha fazladır. 

Görmek için çok az ışığa ihtiyaç duyan bu canlıların gündüzleri göz bebekleri ince bir çizgi gibidir. Geceleri ise daha yuvarlak bir hal alır.

Kediler renkleri çok iyi ayırt edemeseler de, hareketi çok iyi algılarlar. Bu da onlara geceleri iyi birer avcı olma kabiliyeti verir.

Mankenler fotoğraflarda nasıl mı güzel çıkıyor? Ya da fotoğraflarda kusurlarınızın kapanmasını mı istiyorsunuz? Birçok fotoğraf tekniğinin yanı sıra işte sizin için e-kolay’ın bilgilerine göre güzel poz vermenin 10 kuralı;

1. Kural Bakışlarınızı odaklayın. Poz verirken gözlerinizi kamera lensinin biraz üzerine odaklayın. Başınızı hafifçe öne çıkarıp, çeneninizi aşağı indirin.

2. Kural Dilinizi dişlerinizin hemen arkasına yerleştirip gülümseyin. Bu hareket ifadenizi rahatlatacaktır.

3. Kural Omuzlarınızı vücudunuza hizalayın ancak kendinizi kasmayın. Daha doğal bir görüntü vermek isterseniz omuzlarınızı hafifçe geride tutabilirsiniz.

4. Kural Beyaz duvara karşı kıyafet denemesi yapın. Bir ağaç altında ya da pencere kenarında doğal bir ışık kaynağının altında durun. Yalnız bu noktada küçük bir detaya dikkat edin. Doğru renginizin ne olduğuna iyi karar verin.

5. Kural Kendinize kural edinin! Şekilcilikten uzak durun.

6. Kural Fotoğraflarda herşey olduğundan daha abartılı görünür. Bu yüzden kadınlar makyaj yaparken çok dikkatli olmalı. 30 yaşın altındaki bayanlar için biraz maskara ve dudak parlatıcısı; 30 yaş üstü bayanlar için ise kusurları biraz saklamak fotografta güzel çıkmak için yeterli olacaktır.

7. Kural Klasik fotoğraf verme pozunu sık sık tekrarlayın.Vücudunuzu kameraya göre biraz yan döndürün.Bir ayağınızı diğerinin önüne koyun ve omuzunuzu fotoğrafçıya yaklaştırın. Eğer yüzünüz önde olursa bedeniniz çok daha büyük görünür.

8. Kural Boydan çekilen pozlar için göbeğinizi içinize çekin ve omuzlarınızı geriye atın. Düz bir sırt ile kameraya gülümseyin.

9. Kural Fotojenik insanları ve güzel çıktığınız fotoğrafları inceleyin. En iyi açınızı belirleyin. En güzel çıktığınız fotoğraflara bakarsanız hep gülerken yada iyi zaman geçirirken çekilmiştir. En iyi sonuçları kameradan korkmadığınız zaman alırsınız.

10. Kural Fotoğraf çekilmeden önce gözlerinizi kapatın ve tam çekmek üzereyken yavaşca açın.
Kaynak : Cumhuriyet


Bilgisayarlı Satranç - Tarihçe


... Satranç oyuncuları dışında, bilgisayarların veya makinaların satranç oynaması fikri oldukça eskidir. Bu konudaki kaynaklar, XVIII. yüzyılda The TURK adlı bir satranç oynayan makinanın varlığından söz ederler. 1769 yılında Macar mühendis Baron Wolfgang von Kempelen, Avusturya kraliçesi Maria Theresia için hazırladığı bu makina zamanın en güçlü satranç oyuncularını yenmiş ve adından oldukça bahsettirmiştir.
Bilgisayarlı satranç konusu satranç oyuncularının olduğu kadar bilgisayar mühendislerinin de ilgi alanına girmektedir. Şimdi okuyacağınız bu yazı dizisinde konunun tarihçesine, içeriğine, özelliklerine bir bakalım istedim.

Satranç oyuncuları dışında, bilgisayarların veya makinaların satranç oynaması fikri oldukça eskidir. Bu konudaki kaynaklar, XVIII. yüzyılda The TURK adlı bir satranç oynayan makinanın varlığından söz ederler. 1769 yılında Macar mühendis Baron Wolfgang von Kempelen, Avusturya kraliçesi Maria Theresia için hazırladığı bu makina zamanın en güçlü satranç oyuncularını yenmiş ve adından oldukça bahsettirmiştir.Uzun zaman sonra ise makinanın aslında içerisinde iyi bir satranç oyuncusu barındıran bir alet olduğu ve mekanik olarak makinaya satranç oynattığı ortaya çıkmıştır.

Yazılım alanında ise ilk satranç oynayan yazılımın 1942-1945 yılları arasında Konrad Zuse tarafından, Plankalkul (Plan Calculation) dili kullanılırak yazıldığından bahsedilir. Bazı kaynaklarda ise Alan Turing tarafından 1947 yılında ilk satranç yazılımının hazırlandığından bahsedilir.

1949 yılında ise Claude Shannon bilgisayarların nasıl programlanabileceğini tanımladı ve Ferranti digital makinasında iki hamlede mat yapan programı geliştirdi. Shannon 1950 yılında halen günümüzdeki programlar tarafındanda takip edilen metodunu açıklayan ilk makalesini yayınladı. Bu makalesinde iki genel stratejiye dayanan çözümleri vardı.

A : Mümkün olan tüm hareketleri belli bir derinliğe kadar bir ağaca yerleştir, ve en iyi kazanç oluşturabilecek hamleleri bul.

B: Satranç bilgisini kullanarak belirli bir derinlikte en uygun hamleyi ara.

1956 yılında MANIAC-1 bilgisayarında, 11KHZ ve 600 Word hafızalı bilgisayar, 6*6 satranç varyantında, A tipinde satranç oynayabilen bir yazılım hazırlandı, ilk çalışan satranç yazılımı olarak tarihe geçti, 4 hamle derinliğe kadar 12 dakikada tarayabiliyor ve zayıf düzeydeki satranç oyuncularını yenebiliyordu.

1959 yılında Arthur Samuel, yapay öğrenme teknikleri üzerinde çalışmalara başladı.

1966 yılında Greenbelt tarafından hazırlanan MacHack VI (PDP-6), Massachussets amator şampiyonasında 1 beraberlik ve 4 yenilgi alarak USCF 1243 rating aldı.

1970 yılında altı programın katılımıyla bilgisayarlar arası satranç şampiyonası düzenlendi, Atkin ve Gorlen tarafından hazırlanan CHESS 3.0 birinci oldu.

1974 yılında KAISSA, ilk WCC(World Computer Chess)'yi kazandı.

1977 yılında, Bell Laboratuarları Belle ismini verdikleri sadece satranç oynayan bir bilgisayar geliştirdiler, 20.000 $ değerindeki bu bilgisayar, saniyede 180.000 hamle tarayabiliyordu ve o zamanki süper bilgisayarlar, ancak 5.000 hamle tarayabiliyordu. Belle 1980-83 arası dünya bilgisayarlar arası şampiyonluklarını kazandı.

Aynı yıl Chess 4.6, G.M. Michael Stean'i yenerek ilk büyük usta yenen program olarak tarihe geçti.

Yine aynı yıl, The International Computer Chess Association (ICCA) , kuruldu.

1981 yılında CRAY BLITZ Missisipi Eyalet Şampiyonasını 2258 rating ile kazandı.

1985 yılında HITECH 2530 rating'e ulaştı.

1988 yılında DEEP THOUGHT 2745 performans ile Amerika Açık Satranç turnuvasında birinciliği GM Bent Larsen ile paylaştı.

1989 yılında DEEP THOUGHT Kanada'daki Dünta Bilgisayarlar arası satranç şampiyonasını 2600 rating ile kazandı. DEEP THOUGHT saniyede 2.000.000 hamle tarayabiliyordu.

1988 yılında GM Bent Larsen, 1989 yılında GM Robert Bryne, 1990 yılında MEPHISTO GM Anatoly Karpov, GM Robert Huebner, GM David Bronstein'ı, 1992 yılında Fritz 2 Kasporov'u, 1993 yılında DEEP TOUGHT GM Judit Polgar'ı yenen bilgisayar yazılımları oldular.
Son yılların en iyi santranç programı,son dört yıldır Dünya Bilgisayarlar Arası Satranç Şampiyonası'nın (WCCC) galibi Rybka'dır.

Bilgisayarlı satranç için düzenlenen WCC ile ilgili düzenlenmiş listeye ulaşabilirsiniz.Yıllara göre kazanan yazılımların yer aldığı liste bütün turnuva düzenlenen yılları içermekte, ayrıca ICC(International Computer Chess) turnuvaları ile ilgili ayrıntılı, tüm katılımcılar ile ilgili 
bilgilerin yer aldığı listeye ulaşabilirsiniz.
Kaynaklar: 
Computer Chess: Past to Present (C) 1993, Alejandro Lopez-Ortiz 
COMPUTER CHESS TRIVIA by Bill Wall 
David Eppstein, Dept. Information & Computer Science, UC Irvine,
About The History of Computer Chess , About.com,
PLY/SSDF Story , Tony Hedlund,
http://www.chessbase.com/columns/column.asp?pid=162 
http://www.theturkbook.com/home.php
http://www.computerschaak.nl/historie_frame.html 
http://www.cs.unimaas.nl/icga/
http://www.yapay-zeka.org/modules/icontent/index.php?page=53

Yazan: Erol Çiçen 

http://bilgicinfo.blogspot.com/  Eskimolar adına igloo denen buzdan evler yaparlar. Bu evlerin yalıtımı çok önemlidir. Ana yapıyı oluşturan buz bloklarının arası karla sıvanarak tıkanır. İyi bir igloonun kapısı da yer üstünde olmaz. İçeri girip çıkarken kapının açılıp kapanması, içerdeki sıcak havanın dışarı kaçmasına soğuk havanın içeri dolmasına neden olur. Bundan dolayı buzdan bir ev yapılırken önce geçici bir kapı yapılır ve evden içeri girilir. Asıl kapı evin altındaki kar kazılarak yeraltından geçirilen kapıdır. Bu sayede buz evin yalıtımı tamamlanır. Buzdan ev elbette ki bizim ölçülerimizde sıcacık değilse de, bu sayede oldukça elverişli bir ısıya gelir

Eskimolar Evlerini Nasıl Isıtırlar? 
eskimolar
Eskimoların evleri küçücüktür ama sıcacıktır. Bembeyaz büyük bir kutu gibi gözükür.
Eskimoların evleri sanıldığı aksine içleri 10 derecedir ve giysilerinizi kurutabilirsiniz ve sandığınızdan oldukça geniştir içerde yağla çalışan gaz lambası kullanılır ve bununla yemek pişirilir, hayvan postlarından oluşmuş oturma yeri vardır, içeri bir tünelden girilir ve igloo yerden derindedir bundan dolayı içerde iki büklüm kalmazsınız

İngilizce “Eskimo evi”. “iglu” diye okunur. Kardan buzdan oyulur. 

Kardan evlerin duvarları, yine kardan yapılan kalıplarla örülmüştür. Bu kalıplar, kar tanecikleri ve bu tanecikler arasında bulunan hava dolu gözeneklerden meydana gelir. Öyle ki kar kalıplarının yapısının büyük bir kısmının hava dolu gözeneklerden meydana geldiğini söyleyebiliriz. Durgun havanın ısı iletimi, katı maddelerin ısı iletiminden daha düşüktür. Bu şekilde gözenekli yapıya sahip cisimlerin ısı iletimlerinin zayıf olması beklenir. 

Kışın giydiğimiz yünlü elbiselerimiz, binalarda kullanılan kiremitler ve yalıtım malzemeleri bu tür gözenekli yapılara örnek verilebilir. Dışarıdan içeriye ve içeriden dışarıya ısı geçişini zorlaştıran bu sistem sayesinde kardan evlerde yakılan küçük bir ateş bile dışarıdaki dondurucu soğuğa karşı Eskimoların korunmasında yeterli olur.

Gitar Nedir ve Tarihi
Gitarı andıran bir enstrumanın 1500' den önce,Rönesans sırasında Avrupanın Akdeniz bölgesinde varolduğu bilinmektedir. 13. 14 yüzyıldan kalma betimlemeler.
kuş tüyü bir pena ile çalınan "8" şeklinde bir enstrümanın varlığını gösterir. Yine bu döneme ait bazı kaynaklar guittara latina adlı bir latin gitarından bahseder. Gitar için müzik içeren ilk kitapların tarihi 16. yüzyıla kadar uzanır. Bu kitaplarda her üç veya dört teli de "ünison" (aynı sese) bir biçimde akort edilen çiftlerden oluşmak üzere, dört telli bir Gitardan söz edilir.
En alt tel bazen bir oktavlıkbir aralıkla akort edilirken, en üst tel çoğunlukla tektir 16. yüzyılda beş telliGitarlar da ortaya çıkmıştır İlk gitarlarda sap kafası düz bir şekilde yerleştirilmişti ve akort burguları "friction pegs" arkadan ayarlanıyordu. Bu tip Gitarın klavyesi enstrümanın göğsü ile aynı seviyedeydi ve sekizle on arasında bağırsak ile bağlanarak yapılmış perdeleri "fret" vardı Gövdesi bugünün standartlarına göre daha küçük ve daha az kıvrımlıydı. Sırtı bombeli veya düzdü ve ses deliği "soundhole" dekoratif bir parşömen veya Ağaç işlemeyle kaplanmıştı. Bu tip gitarın kırılgan yapıda olması, değişen modalar, farklılaşan akortlama şekilleri ve metal tellerin kullanımı pek çok enstrümanın yok olmasına veya değişime neden olmuştur.
Klasik Ve Akustik Gitarlar
Klasik ile akustik gitar arasindaki temel fark tellerindedir. Klasik Gitarda ince teller naylon (misina) dan yapilmistir. Kalin teller ise sargilidir. pek üzerine çelik sarimlidirlar Akustik gitarda ise teller tamamen çelikten yapilmistir Tel takiminin incelegine kalinligina göre bazen degisse de genel olarak kalin 4 tel çelik üzerine çelik sarml, ince 2 tel ise sarimsiz çeliktir
Teknik olarak klasik gitarlar parmaklarla, daha dogrusu trnaklarla akustik gitarlar ise pena ile çalinirlar Ancak bu bir kural degildir Bazi gitaristler klasik gitari penayla, akustik gitari parmakla çalarlar. Her ikigitarin da klavye düzenleri ayndr yani notalar ayn sekilde dizilmislerdir.
Klasik ve akustik gitarlar tarz olarak da oldukça farkldrlar. Genelde klasik Gitarla klasik gitar için yazlms parçalar çalnr Klasik gitarin kullanildigi diger tarz ise flamenko'dur Akustik gitarlar genelde rock blues jazz ve bunlarin turevleri müziklerin harmonik yapilarinda yer alirlar Yani akorlardan sorumludurlar Tabi bu arada basta fill'ler (doldurmalar) olmak uzere solo gitar olarak da çokça kullanilirlar Bunun yaninda akustik gitar için pek çok teknik de gelistirilmistir
Elektro Gitar
Elektrogitar çok basit bir tanimla tellerin titresimini gövdesinde bulunan manyetikler sayesinde elektrige çeviren ve böylece amplifikatöre baglandiginda yüksek miktarda ses alinabilen gitardir Diger gitarlar gibielektrogitarlar da sap, gövde ve bas olmak üzere üç ana bölümden olusur.
Bu arada bazi elektrogitarlarda bas bulunmayabilmektedir Gitarda gövde manyetikleri sesin tonu ve seviyesini ayarlayan kontrol devrelerini içeren ve tellerin bir ucunun baglandg bölümdür
Teller köprü ad verilen metal bir donanm üstünden geçerek ya gövdeye dogrudan ya da köprünün kendisine baglanmaktadir. Tellerin hemen altinda, köprüyle sap arasinda yer alan, tellerin Mekaniktitresimini elektrige çeviren manyetikler, gövdenin içine yerlestirilen Elektronik ses-ton kontrol devresine baglidir.
Bu devre manyetiklerden gelen sinyalin, amplifikatöre gitmeden önce tonunda ve ses seviyesinde deisiklik yapmak için kullanilir.
Ayrica yine gövdedeki manyetik seçici Anahtar, sesin rengini deitirmek için istenilen manyetik veya manyetiklerin seçilmesini saglar. Gövdenin sapla birlestigi yerin alt taraf, sapin gövde içindeki perdelerinekolay ulasilmasi için, içeri dogru oyuk olarak yapilabilir (Single Cutaway). Bazi gitarlarda bu oyuk hem altta hem de üstte olabilmektedir (Double cutaway). Gövdenin sekli, gitar oturarak veya ayakta çalinirkenen iyi dengeyi saglayacak sekilde tasarlanir.

Evet günlük hayatımızda ormanın birbirinden çok yararı olduğunu bilmemize rağmen birçok alanda orman katletmekten de alıkoyamıyoruz kendimizi.Lütfen çevremize duyarlı olup Ormanlarımızı koruyalım.Ormanın Önemini unutmayalım.Geleceğin nesilleri çocuklarımıza güzel bir dünya bırakalım.


Ormanın Faydaları Nelerdir

Orman Nedir ?

Orman; beş metreden daha boylu orman ağaçlarının baskın olduğu ve birbirlerini etkileyecek sıklıkta bulunduğu, kendine özgü iklim, toprak koşulları, canlı ve cansız varlıkların oluşturduğu bir yaşam birliğidir.

** Orman bakımından en zengin bölgemiz “Karadeniz Bölgesi”dir.


ormanın faydaları nelerdir

Ormanın Faydaları:
1- Yakacak ve ham madde kaynağıdır.

2-Yer altı sularını zenginleştirir.

3- Yağış miktarının artmasını sağlar.

4- Hava kirliliğini önler.

5- Doğal güzellikler sağlar.

6- Sıcağı ve soğuğu dengeler.

7- Erozyonu engeller.

8- Çevreyi güzelleştirir.

9- Ülke savunmasında önemlidir.

10- Gezme ve dinlenme yeridir.

11- İnsanlara is olanakları sağlar